13 Aralık 2019
  • İstanbul12°C
  • Ankara8°C
  • İzmir13°C
  • Antalya13°C

KURŞUN: "İNANCINDAN DOLAYI TUTUKLU OLAN MAHKÛMLAR AFFEDİLMELİDİR"

Yeni yargı paketi hakkında değerlendirmelerde bulunan Avukat Hüseyin Kurşun, sırf inancından veya siyasi düşüncesinden dolayı yıllardır cezaevlerinde olan kişilerin, devletin af kapsamına alınması gerektiğini kaydetti.

Kurşun: "İnancından dolayı tutuklu olan mahkûmlar affedilmelidir"

20 Kasım 2019 Çarşamba 13:01

Devletin kendisine karşı işlenen suçları af kapsamına alması gerektiğini ifade eden Avukat Hüseyin Kurşun, özellikle sırf inancından ve düşüncesinden dolayı tutuklu olan mahkûmların affedilmesi gerektiğini söyledi.

Yeni yargı paketi hakkında değerlendirmelerde bulunan Avukat Hüseyin Kurşun, sırf inancından veya siyasi düşüncesinden dolayı yıllardır cezaevlerinde olan kişilerin, devletin af kapsamına alma yetkisi olduğunu ve bu kişilerin af kapsamına alınması gerektiğini söyledi.

Yeni yargı paketinde toplumsal uzlaşının dikkate alınması ve özgürlüklerin genişletilmesi gerektiğini belirten Kurşun, özellikle "düşünce" suçları ile ilgili düzenlemeler beklediklerini ve toplumun da böyle bir beklentisinin olduğunu ifade etti.

Yeni yargı paketinin hayata geçirilmesi ile birlikte yargı yükünün azalacağını belirten Kurşun, "Yargı paketinde egemen olan ilke; yargı yükünün azaltılması, yargılamanın daha çabuk ve seri bir şekilde sonuçlandırılması, hâkim, savcı ve avukatların yetkilerinin genişletilmesi, çalışma ortamlarının daha iyi hale getirilmesi ve ‘alternatif çözüm yöntemi’ dediğimiz arabuluculuk yani uzlaşma kurumunun daha etkin bir şekilde uygulanmasını sağlamaya yönelik çalışmalar var. Yine bu anlamda avukatlara yeşil pasaport alma hakkı veriliyor. İnsanların adalete çabuk erişimini sağlamak için nöbetçi noterlikler kuruluyor." dedi.

"Arabuluculuk kapsamı genişletilecek"

Türkiye'de arabuluculuk sisteminin dünya ortalamasının üzerinde başarı elde ettiğine dikkati çeken Kurşun, yeni yargı paketinin yürürlüğe geçmesi ile birlikte arabuluculuğun kapsamını genişletileceğini belirterek, "Daha önce iş mahkemeleri işçi ve işveren uyuşmazlıkları ve ticari uyuşmazlıklarda dava şartı diğer adıyla zorunlu arabuluculuk uygulaması başlatılmıştı. Şimdi arabuluculuk bu aile hukukuna doğru genişletiliyor. Özellikle aile hukukunda kamu düzenine ilişkin olmayan, nafaka ve mal paylaşımı, tazminat ile ilgili davalarında, uyuşmazlıklarında alternatif çözüm olan arabuluculuğa yönlendirilmesi gündemde. Muhtemelen de yürürlüğe girecektir." ifadelerini kullandı.

"Aile arabuluculuğu ile boşanmaların önüne kısmen de olsa geçilebilir"

Kurşun, hayata geçirilmesi planlanan aile arabuluculuğunun, ailelerin korunmasına da büyük bir katkı sağlayacağını belirterek, şunları söyledi:

"Aile arabuluculuğu ile boşanmaların önüne kısmen de olsa geçilebilir. Çünkü eşlerin arasına devletin soğuk elinin girmesi ile birlikte anlaşma zemini ortadan kaldırılıyor. Çünkü evlilik dediğimiz müessese çok duygusal zemini olan bir müessese. Dolayısıyla arabuluculuk marifetiyle uyuşmazlığın giderilmesi tabi ki tarafları birbirine yaklaştırır, iletişim yollarının açılmasını sağlar. Tarafların sorunlarını özgür ve hür irade ile ortaya koymalarına neden olur. Sonuçta eğer boşanacaklarsa da bir protokol hazırlarlar. Eğer barışacaklarsa da dostane bir şekilde birbirlerini anlayarak boşanmaktan vazgeçebilirler. Evet, bu anlamda tabi ki boşanma oranlarının da bu uygulama ile birlikte azalacağını düşünüyorum."

"Yargının iş yükü azalmış olacak"

Ceza infaz yasasıyla ilgili bazı düzenlemelerin olumlu olduğunu belirten Kurşun, "Özellikle çocukların, yaşlıların ve hamile kadınların cezalarının evde infazı gündemde, bu daha insancıl daha hümanist bir uygulamadır. Diğer taraftan da yargı yükünü özellikle ceza davalarında azaltma adına savcılara geniş yetkiler veriliyor. Malumunuz savcılar genelde önüne gelen bir soruşturma dosyasında, bir fezlekede kendilerini dava açmak zorundaymış gibi hissediyor. Bunun sebebi ise yılsonunda ya da yılda bir defa savcıları denetleyen müfettişlerin savcının dava açtığı dosyaları değil de takipsizlik vermiş olduğu dosyaları incelemeye tabi tutmasıdır. Bu durumdan kaynaklanan bir dava açma eğilimi var. Dolayısıyla savcılar bu noktada biraz daha rahat hareket edebilecekler. Çünkü savcılar, basit bir şüpheden dolayı daha önce dava açabiliyorlardı. Şimdi o basit şüphe nitelikli hale getiriliyor. Dolayısıyla bütün davalar hemen hemen şikâyetler belki de mahkemelere intikal etmeyecek, takipsizlikle sonuçlanacak. Bu da yargının iş yükünü bir şekilde azaltmış olacak." şeklinde konuştu.

"Devlete karşı işlenmiş suçların af kapsamı dışına alınması doğru değil"

Hukukta suçların iki kategoriye ayrıldığına işaret eden Kurşun, "Kişilere karşı işlenmiş suçların özellikle af kapsamına alınmasının doğru bir uygulama olduğunu düşünmüyorum. Bir suçtan mağdur olmuş, bir yakınını kaybetmiş veya bir cinayete kurban vermiş kişiye danışılmadan devletin o kişiyi affetmesi ya da dolandırılan bir kişinin zararı karşılanmadan devletin o dolandırıcıyı veya hırsızı affetmesi doğru bir uygulama değildir. Bu adalete yönelik düşüncemizi, inancımızı ve algımızı olumsuz yönde etkiler. Diğer taraftan ise devlete karşı işlenmiş suçlarda maalesef her af gündeme geldiğinde ya da her af tasarısında devlete karşı işlenmiş suçların ayrı tutulması ve af kapsamı dışına alınması doğru değil." diye konuştu.

"İnancından dolayı tutuklu olan mahkûmlar affedilmelidir"

Kurşun, "Çünkü devlete karşı işlenmiş suç kavramında neyi kast ediyoruz, düşünce suçu mu? Sonuçta düşüncenin bir silah olma niteliği yok. Herkes sistemi veya siyasi partileri eleştirebilir. Eğer düşünce suçu niteliğinde ise bunun kesinlikle af kapsamına alınması gerekiyor. Ama diğer taraftan FETÖ veya PKK gibi ayrımcı olan hareketlerin, silaha yönelmiş dağda kendisine bir alan açmış, şehirdeki insanları, kırsaldaki insanları yok eden, etkisiz hale getirmeye çalışan ve devlete karşı silah kullanan yapıların ister PKK olsun isterse başka örgütler olsun, bu anlamda fark etmez, af kapsamı dışında tutulması lazım. Bu konuda zaten bir sıkıntı yok. Ama diğer taraftan kişi yazmış olduğu bir kitaptan, yapmış olduğu bir sohbetten ve gitmiş olduğu bir sohbetten, camide Kur'an-ı Kerim dersi verdiğinden dolayı ve buna benzer suçlamalardan dolayı siyasi suçlu olması terörle mücadele kanuna göre yargılanıp ceza alması zaten başlı başına bir mağduriyettir. Bir de herkese af gelirken bu kişilere yönelik bir affın gelmemesi de ayrı bir garabet ve zulümdür."

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, geçtiğimiz haftalarda sürekli hastalığı bulunan üç hükümlünün kalan cezalarının kaldırılmasına karar verdiğini hatırlatan Kurşun, hükümlüler arasında Sivas mağduru 85 yaşındaki Ahmet Turan Kılıç ve kolon kanseri olduktan sonra birkaç kez ameliyat olan, bağırsakları dışarı alınan ve vücudunun her iki yanına bağlı torbalarla yaşayan 28 Şubat ve FETÖ yargısı mağduru Şeyhmus Alpsoy ile diğer hasta ve yaşı mahkûmlarının olmamasının doğru olmadığını belirtti.

"Ağır hastalığı olan mahkûmların affedilmesi gerekiyor"

Kurşun, "Ahmet Turan Kılıç 85 yaşında ve bu şahsın yaş haddinden dolayı aslında serbest bırakılması lazım. Cumhurbaşkanı özel af yetkisini kullanarak bu kişiyi serbest bırakabilir ve bu şekilde cezaevinde olan çok kişi var. Hem yaş haddi hem de değişik hastalıklarla boğuşması buna yeterli sebeptir. Kişinin adli tıp raporlarıyla birçok hastalığı olduğu tespit edilmiş ve cezaevi koşullarında hastalığının gittikçe ilerlediği ve bu hastalık sonucunda nerede ise vefat edeceği tıp otoritelerince kanıtlanmış mahkûmlar bile halen cezaevinde tutuluyor. Cumhurbaşkanının anayasada özel af yetkisi vardır. Bu kişilere özel af yetkisi getirmesi gerektiğini düşünüyorum." dedi.

"Özgürlüklerin daha da genişletilmesi gerekiyor"

Yeni yargı paketinde toplumsal uzlaşının dikkate alınması ve özgürlüklerin genişletilmesi gerektiğini belirten Kurşun, "Toplumsal uzlaşı, arabuluculuk ile yaygınlaştırılabilir. Kişiler sorunlarını çözmek için ille de mahkemeye gitmek zorunda değiller. Arabuluculuk bizim toplumumuzda genlerimizde vardır. İnsanlar sorunlarını görüşürken içinden çıkamadığı bir durumda ‘emaat olalım’ ya da ‘şeriata gidelim’ derler. Toplumda saygınlığı olan, ehil olan ve toplumda sözü geçen kişilerin huzurunda toplanır, kendi meselelerini çözerler. Bu anlamda her şey yargı ile çözülecek diye bir durum söz konusu değildir. Yargı bizim bütün sorunlarımızı çözecek diye bir kuralda yoktur. Nitekim yargı iki tarafı da mağdur edebilir. Özgürlüklerin genişletilmesi gerekiyor. Düşünce suçları ile ilgili düzenlemeleri bekliyoruz. Kişi sosyal medyada paylaşmış olduğu hakaret ve tehdit içermeyen her hangi bir paylaşımından dolayı gözaltına alınabiliyor. Ya da yazmış olduğu bir kitaptan dolayı tutuklanabiliyor. Bu anlamda özgürlüklerin daha da genişletilmesi gerekiyor. Çünkü özgürlüğün olmadığı bir yerde düşünce gelişmez ve düşüncenin olmadığı bir yerde de bilim ve sanat gelişmez." değerlendirmesinde bulundu. (İLKHA)

Yorumlar
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.