Altın Piyasası Uzmanı Aydoğan: Altın yatırımı lüks bir tercih değil korunma refleksidir
Altın Piyasası Uzmanı Feyzullah Aydoğan, ABD Merkez Bankası'nın faiz kararının vatandaşın altın talebi ve fiyatları üzerindeki etkisi, gram ve ons arasındaki fiyat ilişkisi ve jeopolitik risklerin piyasaya etkisi üzerine İLKHA muhabirine değerlendirmede bulundu.
ABD'nin 10 yıllık tahvil faizlerinin yukarı yönlü seyretmesi altın fiyatlarını etkiliyor
Yaz aylarının ardından sonbahar döneminde altın piyasasının küresel güçlerin ortasında sıkışıp kaldığını belirten Aydoğan, "Bir tarafta ABD Merkez Bankası'nın (Fed) yüksek faiz ısrarı, güçlü dolar ve yükselen tahvil getirileri, diğer tarafta tekrar tırmanan jeopolitik riskler, merkez bankalarının altın alım beyanları ve yatırımcının güvenli liman arayışı... Türkiye'de ise bu küresel gelişmelerin üzerine; yüksek enflasyon, daralan tasarruf kapasitesi, artan/azalan fiziki piyasalar ve vatandaşın eriyen satın alma gücünü ekleyebiliriz. Bu nedenle önümüzdeki dönemi yalnızca 'Ons altın nereye gider?' sorusuyla geçiştirmek büyük bir eksiklik olur. Asıl cevap, 'Sonbaharla birlikte ertelenen talep yeniden harekete geçecek mi, yoksa vatandaşın alım gücü bu talebi frenleyecek mi? Olmalıdır. Eylül ve sonrasındaki süreçte küresel piyasaların ana kumandasında yine Fed oturuyor. Faizlerin uzun süre yüksek kalacağı algısı ve ABD 10 yıllık tahvil faizlerinin yukarı yönlü seyri, faiz getirisi olmayan ons altın üzerinde belirgin bir baskı oluşturuyor." diye konuştu.
"Jeopolitik gerilim petrol fiyatlarını tırmandırıyor"
Faiz kanalı her güçlendiğinde ons altındaki yukarı yönlü ataklar yerini kar realizasyonlarına bıraktığını ancak işin bir de jeopolitik yönünün olduğunu belirten Aydoğan, "Savaş ve gerilimler arttığında yatırımcılar doğal bir refleksle güvenli limana koşar. Ancak bugün karşımızda karmaşık bir durum var. Jeopolitik gerilim petrol fiyatlarını tırmandırıyor. Yükselen petrol, küresel enflasyon beklentilerini canlı tutuyor. Enflasyon düşmeyince merkez bankaları faizleri yüksek tutmak zorunda kalıyor. Yüksek faiz ise dönüp dolaşıp altını baskılıyor. Yani aynı jeopolitik risk, bir yandan altını yukarı iterken diğer yandan faiz kanalıyla ayağına pranga vurabiliyor. Küresel ekranlarda milyarlarca dolarlık sanal işlemler yapılırken, Türkiye'de altın piyasasının gerçek kalbi Kapalıçarşı'da atıyor. Türkiye'deki yatırımcı için gram altının kaderi sadece ons altına bağlı değil, gram fiyatı eşittir, ons çarpı dolar, bölü, 31,1'dir. Ons gerilese bile Dolar/TL'deki seyir veya kota/arz kısıtlamaları nedeniyle oluşan fiziki talep gelince fiyatları yukarıda tutabiliyor. Ancak burada karşımıza fiyatın ötesinde çok daha hayati bir mesele çıkıyor. O da vatandaşın cebindeki gerçeklik." şeklinde konuştu.
"Vatandaşın altına yönelmesi lüks bir yatırım tercihi değil, korunma refleksidir"
Türkiye'de yüksek enflasyonun yalnızca fiyatları artırmakla kalmayıp toplumun birikim yapabilme gücünü de kökten zayıflattığını söyleyen Aydoğan, "Eskiden ortalama bir gelirle birkaç çeyrek ya da cumhuriyet altını kenara atabilen hane halkı, bugün aynı bütçeyle gram ya da yarım gram seviyelerine gerilemiş durumda. Yarım gram da zaten piyasadan kalkmış durumda onu da alamayabiliyor. Piyasada altın talebi bitmiyor ancak talebin miktarı veya gramajı küçülüyor. Diğer yandan, ticari hayatta nakit sıkışıklığı yaşayan orta sınıf diye tabir edilen esnaf kesimi elindeki altını bozmak zorunda kalırken; belirsizlikten korunmak isteyen bir başka kesim ise elindeki TL'yi altına yatırmaya çalışıyor. Piyasa aynı anda hem yoğun satıcılı hem yoğun alıcılı bir süreçten geçiyor. Yılın son çeyreğinde altının yeniden güçlü bir ralli başlatabilmesi için şu şartların eş zamanlı oluşması gerekiyor. Fed'in faiz indirim patikasına dair netleşme sağlanması, ABD tahvil faizlerinde gevşeme ve dolarda zayıflama, merkez bankalarının fiziki alımları sürdürmesi, iç piyasada kur ve enflasyon beklentilerinin altın talebini desteklemesi… Ancak yılsonunda altının kaç lira veya kaç dolar olacağından çok daha önemli bir gerçeklik var. Günümüz koşullarında vatandaşın altına yönelmesi lüks bir yatırım tercihi değil, bir korunma refleksidir. 2026'nın son çeyreğindeki asıl beklentiler, altının pahalılaşması değil, TL karşısında ölçtüğümüz hayatın pahalılaşmasıdır. Bir zamanlar çeyrek alan vatandaş grama, gram alan yarım grama düşüyorsa, burada altın piyasasından öte bir satın alma gücü krizini konuşmak gerekir. Unutmayalım! Altın bu toplumun ekonomik hafızasıdır ve o hafıza bize her zaman şunu söyler… Vatandaş geleceğe olan güvenini kaybettiğinde, tutunabildiği son limana sığınır." dedi.
Aydoğan, 2026 yılının son çeyreğinde altın piyasasındaki beklentilerini ise şu şekilde sıraladı:
1. Sonbaharda talep yeniden canlanabilir. Asya piyasalarında geleneksel düğün sezonu ve yükselen fiyatların etkisiyle fiziki piyasada farklı bir talep yapısı oluşuyor. Yılsonuna yaklaşılması ve ertelenmiş tasarruf kararlarının yeniden gündeme gelmesi piyasadaki davranışı değiştirebilir. Burada özellikle 'mevsimsel talep' ile 'yatırım amaçlı talep' birbirinden ayrılmalı.
2. Yılsonu rallisi meselesi… Altında geçmiş yıllarda yılın son aylarında güçlü hareketlerin görüldüğü dönemler var. Fakat bunu 'her yıl mutlaka ralli olur' şeklinde değerlendirmemek gerekir. Ancak ihtimal dâhilindedir. Yılsonu hareketini, 'Fed, dolar, tahvil faizi ve jeopolitik riskler' belirleyebilir. Bunlara Türkiye açısından Dolar/TL ve fiziki talep ekleniyor. Dolayısıyla 2026'nın son çeyreğinde küresel ve iç piyasa dinamikleri aynı yönde hareket ederse fiyat hareketi daha belirgin hale gelebilir.
3. İç piyasada ticari hayatın yavaşlaması 2 farklı sonuç doğurabilir. Bir taraftan esnaf ve işletmeler nakit ihtiyacı nedeniyle ellerindeki altını satabilir. Diğer taraftan ekonomik belirsizlik arttıkça vatandaş ve işletmeler ellerindeki tasarrufu TL yerine altın olarak tutmayı tercih edebilir. Yani ekonomik sıkıntı otomatik olarak altın talebini artırır diyemeyiz. Nakit ihtiyacı ile korunma amacı aynı anda çalışabilir.
4. Yüksek enflasyon, Türkiye açısından altının en önemli fonksiyonlarından biri burada ortaya çıkıyor. Vatandaşın temel sorusu, 'Altın kaç lira oldu?' değil, 'Paramın satın alma gücünü nasıl koruyacağım?' Oluyor. Enflasyon yüksek kaldığında altın fiyatının yükselmesi tek başına şaşırtıcı değil. Fakat burada önemli olan altının enflasyona karşı reel performansı ile sadece Türk lirası fiyatındaki artışı birbirine karıştırmamak lazım. Ons düşse veya aynı kalsa dahi yükselen Dolar/TL paritesine bağlı olarak altındaki bu düşüşü veya durağanlığı biz göremeyebiliriz.
5.Gelirlerin önemli bölümü; kira, gıda, enerji, eğitim, sağlık, borç ödemeleri gibi zorunlu harcamalara gidiyorsa vatandaşın yatırım için ayırabileceği para da haliyle azalıyor. Bu durumda vatandaşın altın davranışı da değişiyor. 5 gramdan 1 grama, tam altından çeyreğe küçük miktarlı birikimlere kayıyor. Altın talebi devam ederken işlem başına düşen miktar küçülüyor. Buradan 2026 sonu için ilginç bir tablo çıkarabiliriz. Küresel tarafta, Fed + dolar + tahvil faizi + jeopolitik riskler… Türkiye'de; Enflasyon + Dolar/TL + daralan tasarruf + ticari hayat + fiziki altın talebi… Mevsimsel tarafta; Sonbahar talebi + yılsonu pozisyonları… Bunların tamamını üst üste koyduğumuzda, 2026'nın son çeyreğini sadece 'ons altın ne olacak?' sorusuyla yetinmek eksik kalır. Olacakları kestirmekten ziyade daha çok 'bekle gör' şeklide ifade etmek daha isabetli olacaktır."
Kaynak:İLKHA

Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.