Doğu Türkistan işgalinin 77'nci yılında İstanbul'da Çin protestosu
Uluslararası Doğu Türkistan STK'lar Birliği, çok sayıda sivil toplum kuruluşu ile birlikte işgalin 77'nci yıldönümü münasebetiyle Çin'in İstanbul Konsolosluğu önünde protesto gösterisinde bulundu.
Direniş ruhunun baskılara boyun eğmeyeceği vurgulanan eylemde STK'lar adına basın açıklamasını okuyan Doğu Türkistan Maarif ve Dayanışma Derneği Başkanı Musacan Er, Çin'in bugüne kadar sayısız suç işlediğini, günümüzde ise toplama kamplarında milyonlarca insanın zorla çalıştırıldığını ifade etti.
Yaşanan şiddet ve baskı politikasına karşı dünyanın sessiz kaldığını belirten Er, Türkiye'de kiöi siyasetçi ve gazetecinin dahi Çin'in suçlarını aklamaya çalıştığını söyledi.
Er, "1 Ekim günü, Doğu Türkistan'ın faşist Çin tarafından işgal edildiği kara bir gündür. 1 Ekim, Uygurlar için yeni bir sömürge döneminin başlangıç günüdür. 1 Ekim, Uygurların bağımsızlık haklarının ellerinden gasp edildiği gündür. 1 Ekim, sözde (özerk sistemin) Uygurlara dayatıldığı gündür. Uygur halkı 77 yıldır Çin sömürgesine karşı mücadele etmektedir. Biz bugün, işgali, soykırımı, asimilasyonu kesin bir dille reddetmek, hakkımızı ve haklılığımızı haykırmak için burada toplanmış bulunmaktayız. Her ne kadar zalim Çin rejimi bugünü sözde (Uygur özerk bölgesinin) kuruluş yıldönümü ilan edip kutluyor olsa da Doğu Türkistan halkı için bugün, bağımsızlık mücadelesi veren liderlerinin, kahraman askerlerinin ve sayısız masum insanlarının katledildiği, bir coğrafyanın istila edildiği, bir toplumun tutsak edildiği bir gün olarak hatırlanmaktadır. Tam 77 yıldır işgalci zalim Çin; vatanımız Doğu Türkistan'ın yer altı ve yer üstü zenginliklerini insafsızca sömürmekte, halkımıza karşı sistematik bir soykırım uygulamakta ve insanlık onurunu ayaklar altına almaya devam etmektedir. Ancak Çin şunu iyi bilmelidir ki; Doğu Türkistan halkı yüzyıllardır türlü işgallere karşı direnmiş, hiçbir zorbalığa boyun eğmemiştir, bugünde direnişe devam etmektedir. Doğu Türkistan coğrafyası tamamen özgürleşene kadar bu kutlu direnişten asla vazgeçmeyecektir." Dedi.
"Tarih ve coğrafya Çin'in değil, bizim haklılığımızı haykırıyor"
Doğu Türkistan coğrafyası hiçbir zaman Çin'in bir parçası olmadığını, aksine tarih boyunca Türkistan coğrafyasının tam kalbi olduğunu aktaran Er, "Bu topraklar; Hun imparatorluğunun, Göktürk devletinin, Uygur devletinin ve Karahanlı devletinin köklü medeniyetinin, inşa edildiği atalarımızın bize miras bıraktığı ana vatanımızdır. Çin'in bu topraklardaki işgalciliği, tarihi ve hukuki kanıtlarla ortadadır. Bu kanıtlardan bazılarını şu şekilde sıralayabiliriz;
1. Tarihi Sınırlar: Çin'in gerçek tarihi sınırı Çin Seddi'dir. Doğu Türkistan toprakları Çin Seddi'nin içinde değil, dışında yer almaktadır. Çin'in (Mançu) hanedanlığı tarafından Doğu Türkistan coğrafyasına ilk askeri saldırısı 1759 yılında yapılmış, ancak halkımız bu emperyalist saldırılara karşı direniş göstermiş hiçbir zaman işgalcilere teslim olmamıştır.
2. Sincan İsmi: Çin tarafından topraklarımıza verilen ve Çince de “Yeni sınır” “Yeni İşgal Edilmiş Toprak” anlamına gelen “Sincan” adı bu toprakların sonradan koparıldığını ve işgal edildiğini kanıtlamaktadır.
3. Bağımsızlık İrademiz: Halkımızın özgürlük iradesi tarihin her döneminde var olmuştur. 1933. yılında Kaşgar'da kurulan (Doğu Türkistan İslam Cumhuriyeti) ve 1944. Yılın da Gulca'da ikinci kez ilan edilen (Doğu Türkistan Cumhuriyeti) devleti, bu milletin esareti asla kabul etmediğinin en somut göstergesidir. 1949 yılında, dış güçlerin ve komünist Çin'in kumpaslarıyla Ahmetcan Kasimi ve beraberindeki bakanlarımız uzlaşma vadi ile davet edildikleri yolculuğunda uçak kazası süsü verilen suikast ile kalleşçe şehit edilmiştir ve vatanımız komünist Çin işgaline tekrar maruz kalmıştır." diye konuştu.
"Meşru mücadelemiz zaferle taçlanana dek susmayacağız"
Çin'in 77 yıl önce yaptığı yalnızca Doğu Türkistan topraklarını işgal etmekle kalmayıp inancına, değerlerine ve varlığına da topyekûn savaş açtığını vurgulayan Er, "Geldiğimiz bu noktada milyonlarca kardeşimiz asimilasyon ve beyin yıkama kamplarında akıl almaz işkencelere maruz kalıyor, çocuklarımız ailelerinden koparılıp çocuk kamplarında Çinlileştiriliyor, camilerimiz yıkılıyor ya da eğlence merkezlerine dönüştürülüyor. Bütün bu vahşetin adı Çin'in iddia ettiği gibi "terörle mücadele" politikası değildir. BM raporlarının, Avrupa Parlamentosu'nun ve diğer birçok ülkenin açıkça tescillediği üzere, bu zulüm düpedüz bir soykırımdır ve Çin'in insanlığa karşı işlediği suçtur. Uluslararası hukukta bir devlet, kendi sınırları içindeki bir halka karşı sistematik zulüm uyguluyor, temel haklarını elinden alıyor ve içeride kendisini temsil etme imkanı tanımıyorsa, o halkın zulümden kurtulmak adına bağımsızlık arama hakkına sahip olacağı (remedial secession) tartışılmazdır. BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği'nin resmi raporlarında ve bağımsız uluslararası gözlemcilerin belgelerinde, Çin'in Doğu Türkistan'da kurduğu toplama kampları, zorunlu asimilasyon, doğum kontrol dayatmaları ve kültürel tahribat gibi uygulamalarının 'insanlığa karşı suçlar' teşkil ettiği net bir şekilde vurgulanmıştır.
Özetle; Doğu Türkistan'ın (veya herhangi bir coğrafyanın) bağımsızlık hakkı savunulurken; o toplumun köklü tarihi, ayrı bir ulus oluşu, geçmişteki egemenlik hakları ve uğradığı sistematik hak ihlalleri esas alınır. Uluslararası hukuk kuralları ve Birleşmiş Milletler tüzüğü açıkça belirtmektedir ki; Doğu Türkistan halkı kendi devletini kurma, vatanını savunma ve her türlü meşru yolla hakkını arama hukukuna sahiptir. Biz Doğu Türkistanlılar, Çin komünist rejiminin egemenliğini hiçbir zaman kabul etmedik, bugün de etmiyoruz, yarın da asla kabul etmeyeceğimizi bir kez daha haykırıyoruz! Vatanımız tamamen özgür ve bağımsız olana dek bu haklı mücadelemizi durmaksızın sürdüreceğiz." şeklinde konuştu.
Dünya ülkelerine ve uluslararası kuruluşlara "Doğu Türkistan'ın yanında durun" çağrısı
Dünyaya ve uluslararası topluma Çin'e karşı Doğu Türkistan'ın yanında durma çağrısında buluna Er, son olarak şu ifadeleri kullandı:
"Bugün biz burada sadece kendi mazlum kardeşlerimiz için değil, tüm insanlık adına sesleniyoruz. Çin'in uyguladığı bu soykırıma sessiz kalan devletler ve uluslararası örgütler bilmelidir ki; zalime zamanında dur denilmediği takdirde, bu küresel tehdit tüm dünyayı kasıp kavuracaktır. Bugün Doğu Türkistan'a sessiz kalanlar, yarın Çin'in yayılmacı ve emperyalist politikalarının hedefi olmaktan kurtulamayacaklardır. Buradan bir kez daha haykırıyoruz! Başka Türkiye olmak üzere tüm ülkeleri, uluslararası örgütleri ve insan hakları kuruluşlarını; dünyaya ve insanlığa, tehdit oluşturan faşist Çin'e karşı bize destek vermeye çağırıyoruz."


Kaynak:İLKHA

Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.