Eğitmen Muhammed Veli Özalp: Kapsayıcı eğitimde her okul, her çocuğa kapısını açmalı
Özel eğitim alan öğretmeni Muhammed Veli Özalp, kapsayıcı eğitimde sahada yaşanan sorunlara dikkat çekti. Özalp, okullardaki fiziki eksikliklerden öğretmen eğitimine, ailelerin okul seçiminde yaşadığı zorluklardan çocukların sınıf değiştirmesine kadar birçok konuda çözüm önerilerini paylaştı.
"Maarif anlayışında asıl olan çocuğun şahsiyeti ve aidiyetini korumaktır"
Okullarda rampa ve asansör eksikliklerine dikkat çeken Özalp, sınıf ve özel eğitim öğretmenlerinin omuz omuza çalışması ve uygulamalı rehberliğin güçlendirilmesi gerektiğini ifade ederek, "En büyük sıkıntımız ait olma ve sosyal kabul noktasında başlıyor. DEHB kağıt üstünde kaldığında ve kalabalık sınıflarda akran desteği oluşmadığında, evladımız akademik kazanımdan ziyade ötekileştirme kaygısı yaşıyor. Oysa günümüz maarif anlayışında asıl olan çocuğun şahsiyeti ve aidiyetini korumaktır. Okullarda tam manasıyla evrensel tasarım dediğimiz olayı yakalayamadık maalesef. Standart dışı rampalar ve eksik asansörler çocuğun bağımsız hareketini kısıtlıyor. Maarif modelinde okul sadece beton değil, her çocuğu kucaklayan, öz saygısını benimseyen bir yaşam alanıdır. Çoğu okullarımızda asansör bulunmuyor, rampalar bulunmuyor ve bu konuda velilerden de çok şikâyet geliyor. Bu konuda eksiklikler var maalesef, ama yavaş yavaş bunu başaracağımıza inanıyorum. Öğretmenlerimiz çok çalışkan, ama lisans eğitiminde teorik bilgi sahada tek başına kalabiliyor. Sınıf öğretmenlerimizle biz özel eğitim öğretmenleri omuz omuza çalışmalıyız, sürekli birlikte eğitim vermeliyiz. Uygulamalı rehberlik mekanizmalarını güçlendirmemiz şart, sahada da iç içe çalışmamız lazım. Teoride değil de daha çok uygulamada kalırsak daha yararlı bir eğitim alacağımızı düşünüyorum. O konudaki yetersizliği kapatacağımıza inanıyorum." ifadelerine yer verdi.
"Empati ve birlikte yaşam kültürünün kitaplardan değil, sıra arkadaşlarıyla kurulacağına inanılan bir anlayış mevcuttur"
Her okulda özel eğitim sınıfının bulunmadığını aktaran Özalp, "Aileler okul seçiminde şöyle sorunlarla karşılaşıyor. En çok karşılaştığımız sorunlardan biri de şu örtük dirençler. Örtük dirençler dediğimiz şey şu, imkânımız yetersiz denilerek aileler başka okullara yönlendirilebiliyor. Oysa kapsayıcı eğitimde durum şudur; veli çocuğuna uygun okul aramasın değil, mahallesindeki her okulun o çocuğun kapısını ve kalbini açmasıdır. Biz okul seçmemeliyiz, seçtirmemeliyiz. Bize en yakın bulunan okulda çocuğumuzun kalbine, hayatına dokunabilmeli. Her okulda özel eğitim sınıfı bulunmamakta maalesef. Nelerin eksik olduğu, hangi sınıfların olmadığı gibi bir açığımız var; genellikle bu “yetersizlik” gerekçe gösterilerek çocuk farklı okullara yönlendiriliyor. Engellilik ve yetersizlik durumunda gerekli müdahale yapılmadığında, erken tanı konmadığında ve erken müdahale gerçekleşmediğinde çocuğun kaybı yaşanabiliyor. Maarif modelinin kalbinde erdem ve değerler vardır. Empati ve birlikte yaşam kültürünün kitaplardan değil, sıra arkadaşlarıyla kurulacağına inanılan bir anlayış mevcuttur. Aile ne kadar bilinçliyse çocuk da o kadar bilinçli olur. Çocuk kitaplardan çok, sıra arkadaşından, evden, çevreden ve öğretmenden gördüğü şeyi edinir." diye konuştu.

"Çocuk sırf yaramaz, öğretmenin sözünü dinlemiyor ya da arkadaşlarını rahatsız ediyor diye ağır düzey tanısı konulmamalı"
Eğitimde fırsat eşitliğinin sağlanması için bana göre dört temel unsur muhakkak olmalı. Erişilebilir altyapı, uygulamalı eğitim, erken müdahale, hak temelli kültür. Erişilebilir altyapıda tüm okullar evrensel tasarım ilkeleriyle donatılmalıdır. Örneğin görme engelli bir öğrenci hiç kimsenin yardımı olmadan sınıfını bulabilmelidir. Uygulamalı eğitimde öğretmenlere yararlı bütünleştirilmiş eğitim imkanları sunulmalıdır. Örneğin sınıf öğretmenlerine sadece teorik seminerler vermek yerine, disleksik bir öğrenciye sınav konularını ya da soruları sınıfta tek tek nasıl göstereceği anlatılmalıdır. Bu bir lütuf değil, en temel anayasal hak olarak benimsenmelidir. Bir çocuğun çok hareketli olması genellikle dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu ya da duysal arayışla ilgilidir. Özel eğitim pedagojisinde ağır düzey yetersizlik, çocuğun öz‑bakım becerilerini, günlük yaşam aktivitelerini ve iletişim kurma yetisini tek başına sürdüremediği durumu ifade eder. Bence çocuk sırf yaramaz, öğretmenin sözünü dinlemiyor ya da arkadaşlarını rahatsız ediyor diye ağır düzey tanısı konulmamalı." şeklinde konuştu.
"Sırf hareketli, yerinde durmuyor ya da dediğimizi yapmıyor diye başka sınıfa ve okula gönderilemez, gönderilmemeli"
Davranış planı hazırlanarak öğrenciye esnek sınıfların hazırlanması gerektiğin ifade eden özel eğitim alan öğretmeni Muhammed Veli Özalp, "Peki sınıfta hareketli olan, kurallara uymakta zorlanan ve öğretmenin yönergelerini takip etmeyen bir öğrenci için RAM raporu hafif düzeyde olsa sınıf değiştirebilir mi? Değiştiremez mi? Okul yönetimi bunu yapar mı, yapamaz mı? Böyle bir hakkı var mı? Bakın bu konuda sahada en çok kanayan yaralarımızdan biri de şu. Açık ve net söyleyeyim ki hayır, sırf hareketli, yerinde durmuyor ya da dediğimizi yapmıyor diye başka sınıfa ve okula gönderilemez, gönderilmemeli. Kapı dışı etmekte ya da başka sınıfa gitsin demekle hareket edersek en büyük haksızlığı o evladımıza yapmış olacağız. RAM raporu hafif düzeyse, o çocuğun ait olduğu yer o sınıftır. Süresi mi kısa diye bakmak lazım. Ona uygun bir davranış planı hazırlamak, çocuğu sınıfa uydurmaya çalışırken ezmek yerine sınıfı esnetmek zorundayız. Zor olanı yapacağız ama hiçbir evladımızı gözden çıkarmayacağız." dedi.


Kaynak:İLKHA

Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.