HÜDA PAR Sözcüsü Ramanlı'dan Gazze için acil çağrı: Garantör ülkeler derhal devreye girmeli

HÜDA PAR Sözcüsü Ramanlı'dan Gazze için acil çağrı: Garantör ülkeler derhal devreye girmeli
HÜDA PAR Sözcüsü ve Batman Milletvekili Serkan Ramanlı, TBMM’de yaptığı açıklamada Gazze’deki insani krize dikkat çekerek garantör ülkelere acil müdahale çağrısında bulundu. Ramanlı ayrıca hububat fiyatları, su tarifeleri ve eğitimdeki mezuniyet uygulamalarını da değerlendirdi.

HÜDA PAR Sözcüsü ve Batman Milletvekili Serkan Ramanlı, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde düzenlediği basın toplantısında gündemin öne çıkan başlıklarına ilişkin açıklamalarda bulundu.

En sert mesajlarını Gazze’deki insani krize yönelik veren Ramanlı, ateşkese rağmen saldırıların sürdüğünü belirterek garantör ülkelere "derhal sorumluluk alma" çağrısı yaptı. Ramanlı, ayrıca hububat alım fiyatları, su tarifelerindeki adaletsizlikler ve eğitimdeki mezuniyet törenlerine ilişkin uygulamalara da değindi.

"Hububat alım fiyatları üreticinin yükünü hafifletmeli ve üretimi güçlendirmelidir"

Hububat alım fiyatları üreticinin yükünü hafifletmesi ve üretimi güçlendirmesi gerektiğini belirten Ramanlı, "2026 yılı için açıklanan hububat alım fiyatlarında ekmeklik ve makarnalık buğday 16 bin 500 TL/ton, arpa ise 12 bin 750 TL/ton olarak belirlenmiştir. Destek ödemeleriyle birlikte üreticinin eline geçecek tutarın buğdayda yaklaşık 19 bin 514 TL/ton, arpada ise 15 bin 764 TL/ton seviyesine ulaşacağı ifade edilmektedir. Ancak açıklanan rakamların, üreticinin artan maliyetleri ve alım gücü üzerindeki etkisi dikkatle değerlendirilmelidir." dedi.

Açıklamasının devamında Ramanlı, şunları aktardı:

"Açıklanan hububat alım fiyatlarında geçen yıla göre nominal bir artış görülse de üreticinin sahadaki gerçekliği daha farklı bir tablo ortaya koymaktadır. Destek dâhil değerlendirildiğinde hububat gelirindeki artışın yaklaşık yüzde 15 ila 25 arasında kalması; yıllık enflasyonun ve özellikle tarımsal girdi maliyetlerindeki yükselişin gerisinde kalmaktadır. Mazot, gübre, ilaç, işçilik ve arazi maliyetlerinde son bir yılda yaşanan yüksek artışlar, fiyat artışının önemli bir kısmını daha hasat gerçekleşmeden eritmektedir. Bu şartlarda üretici yalnızca satış fiyatına değil, üretimden elde ettiği gerçek kazanca bakmaktadır.

Tarım politikalarının temel amacı; çiftçiyi borçla ayakta tutmak değil, üretimle güçlendirmek olmalıdır. Alım fiyatları belirlenirken yalnızca geçmiş yıl fiyatları değil; gerçek üretim maliyetleri, enflasyon etkisi ve üreticinin makul refah payı birlikte dikkate alınmalıdır. Destekler üretim döneminde etkinleştirilmeli, ödeme süreçleri hızlandırılmalı, üreticinin finansman ihtiyacı faiz yüküyle değil, üretim odaklı modellerle karşılanmalıdır. Üreten çiftçinin kazandığı, toprağın boş kalmadığı ve gıda güvenliğinin güçlendiği bir tarım politikası tercih değil, zorunluluktur."

"Su, ticari bir meta değil, hayatın vazgeçilmez bir ihtiyacıdır"

Su tarifelerinde adalet, faturalarda kolaylık sağlanması gerektiğini vurgulayan Ramanlı, "Su, ticari bir meta değil, hayatın vazgeçilmez bir ihtiyacıdır. Bu nedenle belediyecilikte su kullanım tarifeleri belirlenirken temel ölçü; gelir artırmak değil, vatandaşın temel ihtiyacını adil ve ulaşılabilir şekilde karşılamak olmalıdır. Bugün toplu sayaç kullanan site ve apartmanlarda yaşayan vatandaşlarımız, uygulanan kademeli tarifeler nedeniyle, aynı miktarda su tüketmelerine rağmen daha yüksek bedeller ödemek zorunda kalmaktadır. Böylece ortak sayaç kullanan vatandaşlar düpedüz cezalandırılmaktadır. Yerel yönetimlerin görevi, vatandaşın yükünü artırmak değil, hayatını kolaylaştırmaktır. Bu nedenle, toplu sayaçlı yapılarda kademeli tarifeler belirlenirken bağımsız bölüm sayısı dikkate alınmalı; toplu konutlar için konut sayısı esas alınarak özel düzenlemeler yapılmalıdır. Su tasarrufu teşvik edilmelidir; ancak tasarruf politikaları, vatandaşın sırtına yeni yükler bindirmenin değil, adaletin ve sosyal dayanışmanın aracı olmalıdır. Öte yandan, artan hayat pahalılığı karşısında belediyeler, su fiyatlarında vatandaşları rahatlatacak düzenlemelere gitmeli; temel ihtiyaç miktarına düşük ücret uygulanmalı ve sosyal belediyecilik anlayışı güçlendirilmelidir." ifadelerine yer verdi.

"Mezuniyet törenleri şahsiyet inşasının bir parçası olmalıdır"

Mezuniyetlerin kültürel yabancılaşma olmaması gerektiğinin altını çizen Ramanlı, "Her yıl eğitim-öğretim döneminin sonunda çeşitli mezuniyet programları düzenlenmektedir. Ancak son yıllarda bazı okullarımızda görülen uygulamalar, haklı olarak toplumun geniş kesimlerinde soru işaretlerine neden olmaktadır. Mezuniyet, eğitim hayatının belirli bir aşamasını tamamlayan öğrencilerin sevincini paylaşma vesilesidir. Bununla birlikte, özellikle okul öncesi ve ilkokul kademelerinde abartılı ve aileleri gereksiz bir maddi külfet altına sokan bazı mezuniyet programları, kültürümüz ve inanç değerlerimizle bağdaşmamaktadır. Kadim medeniyetimizde ilim yolculuğunun sonunda yapılan merasimler; gösterişe değil tevazuya, eğlenceye değil şükre, bireysel övgüye değil ilmin ve emeğin kıymetine dayanırdı. Medreselerde verilen icazetler, talebeye yeni sorumluluklar yükleyen manevi bir anlam taşırdı. Bugün ise bazı mezuniyet etkinliklerinin, Batı toplumlarından kopyalanan şekilci uygulamalara dönüşmesi, milletçe üzerinde düşünülmesi gereken bir durumdur." dedi.

Ramanlı, "Çocuklarımızın hafızalarında kalması gereken; pahalı kıyafetler, süslü sahneler ve yapay gösteriler değil; öğretmenlerine duydukları saygı, anne babalarına besledikleri minnet ve Rabbimize karşı hissettikleri şükür duygusudur. Elbette öğrencilerimizin başarısı kutlanmalıdır. Ancak bu kutlamalar; israftan uzak, aileleri ekonomik baskı altına sokmayan, millî ve manevi değerlerimizi önceleyen, öğrencilerimize sorumluluk bilinci kazandıran bir anlayışla yapılmalıdır. Çünkü eğitim yalnızca diploma vermek değil; şahsiyet inşa etmektir. Mezuniyet törenleri de bu şahsiyet inşasının bir parçası olmalıdır. Bütün öğrencilerimizi tebrik ediyor; ilimle ahlakı, başarıyla erdemi bir arada taşıyan nesiller olarak yetişmelerini Yüce Allah’tan niyaz ediyoruz." ifadelerine yer verdi.

"Garantörlük müessesesi derhal işletilmeli; ABD ve siyonist rejim üzerinde caydırıcılık oluşturulmalıdır"

Son olarak garantör ülkelerin Gazze için derhal devreye girmesi gerektiğini söyleyen Ramanlı, "Siyonist terör rejimi, 10 Ekim ateşkes anlaşmasına rağmen Gazze’de katliamlarına pervasızca devam etmektedir. Bombalı saldırıların yanı sıra temel gıda maddelerinin girişi hâlâ kısıtlıdır; temiz su kaynakları yok edilmiş, salgın hastalıklar halkı pençesine almıştır. Böyle bir vahşet ortamında, garantör devletlerin Filistinli direniş gruplarının nasıl silahsızlandırılacağını tartışmasının makul bir izahı yoktur. Bugün garantör devletlerin öncelikli görevi, altına imza attıkları anlaşmadan doğan sorumlulukların gereğini yerine getirmektir. Su ve yiyeceğin bile yeterince girmediği Gazze’nin yeniden inşası için bu mazlum halkın bir 20 yıl daha beklemeye takati kalmamıştır. Ateşkes anlaşmasına uymayan, açlığı bir silah olarak kullanmaya devam eden ve 'Bizden bir annenin ağlamasına karşı onlardan bin anne ağlamalı, ayakta hiçbir bina kalmamalı.' diyen gözü dönmüş siyonistler adına direnişçilerin silahsızlandırılması pazarlığı yapılamaz. İran ve Lübnan sahalarında açıkça görüldüğü üzere, siyonistlerin anladığı tek dil askerî güçtür. Bu nedenle garantörlük müessesesi derhal işletilmeli; ABD ve siyonist rejim üzerinde caydırıcılık oluşturacak şekilde üç garantör ülkenin gerekirse güç kullanımı beyanıyla süreç kararlılıkla güvence altına alınmalıdır." diye konuştu.

Kaynak:İLKHA

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.