İşgal rejiminin Batı Şeria’daki atık krizi ve siyasi söylem

İşgal rejiminin Batı Şeria’daki atık krizi ve siyasi söylem
Son dönemde işgal rejimi sözde bazı milletvekilleri, Filistinlileri “çevresel terör”le suçlayan söylemlerini yoğunlaştırdı. Bu söylem, güvenlik dosyasıyla varoluş ve kimlik mücadelesini birleştirerek Filistinlilere yönelik yeni cezai ve güvenlik tedbirlerini meşrulaştırmayı amaçlıyor.

İşgal rejimi, Filistinlilerin kasıtlı yangın çıkardığını ve yerleşim yerlerini etkileyen çevre kirliliğine neden olduğunu iddia ederken, sahadaki veriler bu anlatının politik bir araç olarak kullanıldığına işaret ediyor.

Bu durum, iddiaların gerçek çevresel tehlikeleri mi yansıttığı yoksa gergin siyasi bağlamda yeni bir suçlama cephesi mi açtığı sorusunu gündeme getiriyor.

On yıllardır işgal rejimi şirketlerinin, yüz binlerce ton tıbbi, endüstriyel ve inşaat atığını işgal altındaki Batı Şeria’ya kaçırdığı biliniyor. Bu atıklar özellikle Ramallah’ın batısındaki Medine, Ni’lin ve Rantis gibi sınır köylerinde çevresel ve sağlık krizine yol açtı.

Filistin Merkezi İstatistik Bürosu’nun 2025 verilerine göre, Batı Şeria’ya her yıl yaklaşık 60 bin ton elektronik atık taşınıyor. Filistin Yönetimi’nin C Bölgesi’nde etkin denetim uygulayamaması ve dosyanın uzun süre marjinal görülmesi, atıkların kontrolsüz biçimde birikmesine neden oldu.

Bu atık alanlarının çevresinde yaşayan Filistinliler arasında ciddi sağlık sorunları ortaya çıktı. Filistin Sağlık Bakanlığı verilerine göre, Batı Şeria’da kanser oranları yıllık yüzde 5,3 artarken, en yüksek artış Ramallah ve El Bireh vilayetlerinde kaydedildi. Buna rağmen işgal rejimindeki çevre kurumları ve bazı sözde bakanlar, sorumluluğu Filistinlilere yükleyen bir söylem geliştirdi.

Knesset üyesi Zvi Sokot’un “kanserojen çevre terörü” ifadeleri ve işgalci sağcı çevrelerin açıklamaları, krizin kaynağını Filistinlilere bağlamaya çalışıyor. Oysa Ni’lin yakınlarında kurulan büyük atık yakma tesislerinin “Shuham” ve “Modi’in” gibi İşgal rejimi yerleşimlerini zehirli dumanla kapladığı biliniyor. İşgal rejimi çevre platformları dahi, Batı Şeria’daki bu uygulamaların havayı kirlettiğini ve sorunun “küresel ısınma” gibi gerekçelerle örtbas edilemeyeceğini kabul ediyor.

Batı Şeria’daki çöp depolama alanları, yerleşimci liderler ve sağcı bakanlar için stratejik bir başlık haline geldi. İnsansız hava araçları ve teknolojik gözetim sistemleriyle bu bölgeler sürekli izleniyor. Siyonist Yahudilerin yayılması, belediyelerin çöp sahalarına erişimin engellenmesi ve yolların kapatılması, özellikle sınır köylerinde Filistinlilerin yaşamını daha da zorlaştırıyor. İnşaat ve tarımsal faaliyetler kısıtlanırken, çevre meselesi güvenlik politikalarının bir uzantısına dönüştürülüyor.

İşgal rejimi sözde Maliye Bakanı Bezalel Smotrich, Batı Şeria’da “yasa dışı atık yakmayı” sona erdirmek için Filistin Yönetimi’nin bütçesinden kesinti yapılacağını açıkladı. Bu yaklaşım, çevresel sorumluluğu paylaşmak yerine, cezalandırıcı bir çerçeveye oturtuluyor.

“Çevresel terörizm” anlatısı, işgal rejiminin Batı Şeria’daki en büyük çevre krizlerinden birindeki doğrudan sorumluluğunu gölgeleyen daha geniş bir siyasi stratejinin parçası olarak öne çıkıyor. Kaçak atık gerçeği, artan hastalıklar ve çevrenin yeni bir çatışma alanına dönüşmesi, kurbanın sanık haline getirildiği bir tabloyu ortaya koyuyor. Hesap verebilirlik ve kalıcı çözümler olmadan, Filistin çevresi ve yerleşimlere komşu köylerde yaşayanlar bu mücadelenin en ağır bedelini ödemeye devam ediyor.

Kaynak:İLKHA

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.