İşgal rejiminin Kudüs üzerindeki sinsi planı: Demografik dönüşüm ve ekonomik baskı
Siyonist işgal rejimi, kurulduğu günden bu yana Filistinliler üzerinde sürdürdüğü baskı, zulüm ve katliamları aralıksız devam ederken Kudüs'te ise hem yer altında devam eden kazılar hem de yer üstünde sürdürülen politikalar ile şehrin demografik dönüşümü sinsi bir plan çerçevesinde sürüyor.

Dr. Fahri Ebu Diyab
İşgalin Kudüs'te yürüttüğü ekonomik baskı ve demografik dönüşüm halkı geçim sıkıntısı ile baş başa bırakarak direnişten uzaklaştırmayı amaçladığını belirten Kudüslü Tarihçi Dr. Fahri Ebu Diyab, devam eden sinsi planlarla ilgili İLHA muhabirine önemli açıklamalarda bulundu.
Hedef Kudüs'ün kimliği
"Filistin işgal edildiğinde Yahudiler, 'halksız bir toprak için topraksız bir halk' fikriyle geldiler. Bu nedenle etnik temizlik ve Arap varlığını tasfiye etmek, işgal makamlarının temel hedeflerinden biridir. Bu hedef için devletin tüm imkânları seferber edilmektedir. İşgal, nüfusu çeşitli yollarla zorla yerinden etmeye çalışmaktadır. Bunların başında zorunlu göç ettirme, evlerin yıkılması, halka inşaat ruhsatı verilmemesi ve onların yerine yerleşimcilerin getirilmesi gelmektedir. İşgal, demografik varlığın ve nüfus yoğunluğunun kendisi için bir 'saatli bomba' olduğunu çok iyi bilmektedir. Bu nedenle Yahudileştirme projelerinin önündeki en büyük engellerden birinin bu demografik gerçeklik olduğunu görmekte ve özellikle Kudüs'te, Filistinlilerin varlığını ortadan kaldırmaya çalışmaktadır. Çünkü hedef, Kudüs'ün kimliğidir ve nüfus yapısı da bu kimliğin ayrılmaz bir parçasıdır." dedi.
Ekonomik istikrasızlık ile zorunlu göç
Ebu Diyab, "Bu çerçevede birçok insanın kimliği iptal edilmekte, insanlar şehirden sürülmekte ve en küçük bir faaliyet nedeniyle bile tutuklanıp daha sonra ülke dışına sürgün edilebilmektedir. Pek çok kişiye nüfus kayıtlarıyla ilgili haklar tanınmamakta, inşaat yapmalarına izin verilmemekte, mevcut yapılar yıkılmakta ve insanlar Kudüs dışında, hatta zamanla Filistin dışında yaşamaya zorlanmaktadır. İşgal, sadece zor kullanmakla kalmıyor, aynı zamanda insanları kendiliğinden göç etmeye zorlayan yöntemler de uyguluyor. Psikolojik, sosyal, siyasi ve ekonomik baskılarla halk üzerinde büyük bir kuşatma oluşturuluyor. Ekonomi boğulmakta, iş imkânları azaltılmakta, güvenlik güçleri tarafından sürekli baskı uygulanmaktadır. İnsanlar sosyal, psikolojik, manevi ve ekonomik güvenlikten mahrum bırakılmaktadır. Geçim kaynaklarının kesilmesi de bu politikanın bir parçasıdır. Tüm bu araçlar, Kudüs'teki halkı zorla uzaklaştırmaya yöneliktir." diye konuştu.

Abluka altına alınan mahallelerde demografik yapının dönüştürülmesi çabası
İşgal rejiminin Kudüs'ü Filistinliler için "yaşanılamaz bir yer" haline getirmeye çalıştığını aktaran Ebu Diyab, "İşgal, genel olarak Kudüs'ü Filistinliler için yaşanmaz bir şehir haline getirmeye çalışmakta, onları göçe zorlamakta ve yerlerine yerleşimcileri getirerek nüfus yapısını değiştirmeyi hedeflemektedir. Şehirdeki her şeyin İbranileştirilmesi, kamusal alanın tamamen dönüştürülmesi bu sürecin bir parçasıdır. Evler ele geçirildikten sonra bu mahallelere yerleşimciler yerleştirilmekte, yeni yerleşim birimleri inşa edilmekte ve Filistinli mahalleler kuşatılarak birbirlerinden koparılmaktadır. Böylece hem coğrafi bütünlük parçalanmakta hem de bu mahallelerin içine sızılarak demografik yapı değiştirilmektedir. İşgal, Filistinli yerleşim alanlarını adeta bir çember içine alarak mülklere el koymakta, bu alanlara yerleşimcileri yerleştirerek toplumsal yapıyı dağıtmakta, baskıyı artırmakta, kimliği ve kültürü değiştirmeye çalışmakta ve insanları göçe zorlamaktadır." şeklinde konuştu.

Yeraltında kazı, yerüstünde yıkım: Yeni yıldırma politikası ekonomik istikrarsızlık
İşgal rejiminin Kudüs'ün demografik yapısı ve kimliğini dönüştürmek adına her türlü yöntemi kullandığını aktaran Ebu Diyab, konuşmasını şu şekilde sürdürdü:
"Nüfus yapısını değiştirmek, işgalin kontrolünü pekiştirme çabalarının bir parçasıdır. Bu aynı zamanda kimliği değiştirmek, sahte bir tarih inşa etmek ve bölgeyi yeniden şekillendirmek anlamına gelmektedir. Yeraltında yapılan kazılarla şehrin Arap ve İslamî mirası koparılmaya çalışılırken, bunun yerine sahte bir tarih ve medeniyet inşa edilmektedir. Yer üstünde ise yıkım, sürgün, yerleşimcilerin yerleştirilmesi ve genel manzaranın değiştirilmesi sürmektedir. Şehrin her alanında değişim hedeflenmektedir. Çünkü işgal, demografik yapının bu kimliği, kutsal değerleri, tarihi ve anlatıyı koruyan en önemli unsur olduğunu bilmektedir. Bu yüzden bu yapıyı dağıtmakta ve yerine yoğun şekilde yerleşimciler getirmektedir. Oysa bu durum uluslararası hukuk ve anlaşmalara açıkça aykırıdır. Demografik yapının değiştirilmesi, halkın zorla yerinden edilmesi ve sürgün edilmesinin sonuçlarına gelince; biz Arap toplumları olarak genellikle dil, akrabalık bağları, gelenekler ve yaşam biçimi açısından birbirine bağlı topluluklar halinde yaşarız. İşgal, insanları yerinden ettiğinde öncelikle bu sosyal bütünlüğü parçalamaktadır. İnsanlar barınma, iş bulma ve yeni bir yaşam kurma gibi sorunlarla karşı karşıya kalmaktadır. Bu durum insanları sürekli bir yeniden kurma ve hayatta kalma mücadelesine sürüklemekte, onların dikkatini işgale karşı durmaktan uzaklaştırmaktadır. İnsanların istikrardan mahrum bırakılması uzun yıllar sürebilecek bir süreçtir ve bu süreçte insanlar kendi hayatlarını düzene koymakla meşgul olur. Bu da işgalin amaçladığı bir durumdur. Çünkü insanlar yeni bir düzen kurmakla meşgul olduğunda, işgal projelerine karşı koyacak güç ve zamanı bulamazlar."
İstikrarsızlık stratejisi: Göç, sürgün ve hayatta kalma mücadelesi
Ebu Diyab, "İşgal, insanların istikrarsız kalmasını, sürekli göç halinde olmasını ve mülteci durumuna düşmesini sağlamaya çalışmaktadır. Böylece onların işgale karşı direnmesini zorlaştırmaktadır. Bu nedenle işgalin sürekli olarak sürgün, yıkım ve nüfusun dağıtılması politikalarını sürdürdüğünü görüyoruz. Bu, sadece Filistin içinde değil, zaman zaman Filistin dışına yönelik uygulamalarda da kendini göstermektedir. Sonuç olarak işgalin amacı, bir yandan kendi toplumunu istikrarlı kılarken diğer yandan diğer halkları kaos, belirsizlik ve sürekli hareket halinde bırakmaktır. Bu da psikolojik, sosyal, ekonomik ve kültürel istikrarsızlık üretmektedir. Böylece insanlar işgale karşı durmak yerine hayatta kalma mücadelesiyle meşgul olmaktadır. Tüm bu süreç, nüfus yapısını değiştirmek, insanları meşgul ederek işgale karşı durmalarını engellemek ve nihayetinde Kudüs ve Filistin toprakları üzerinde tam kontrol sağlamak amacına hizmet etmektedir." dedi.


Kaynak:İLKHA
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.