İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi ile Muş Devlet Hastanesi arasında uzaktan ameliyat
Türkiye’nin dört bir yanındaki üniversite hastaneleri, ileri tıp teknolojileri ve güçlü akademik kadrolarıyla yüksek uzmanlık gerektiren sağlık hizmetlerini yaygınlaştırırken, gerçekleştirdikleri özellikli operasyon ve tedavilerle hastaların hayatına doğrudan dokunuyor.
Robotik cerrahiden organ nakline, anne karnında ameliyattan ileri kanser tedavilerine, yapay zekâ destekli görüntülemeden yerli sağlık teknolojilerine kadar birçok alanda özellikli sağlık hizmeti sunan üniversite hastaneleri, akademik birikim ve teknolojik altyapılarıyla Türkiye’nin sağlık kapasitesinin önemli unsurları arasında yer alıyor.
Uzmanlık mesafeleri ortadan kaldırıyor
Bu kapasitenin en çarpıcı örneklerinden biri, İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi ile Muş Devlet Hastanesi arasında gerçekleştirilen uzaktan ameliyat oldu.
Böbrek taşı bulunan bir hasta, ameliyat için İstanbul’a gitmek zorunda kalmadan Muş’ta tedavi edildi. İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesinden yönetilen operasyon, 5G altyapısı ve yerli üretim cerrahi robot kullanılarak gerçekleştirildi.
Yaklaşık 1500 kilometre mesafeden yürütülen ve yaklaşık 4 saat süren operasyon, RIRS yöntemiyle böbrek taşı tedavisinde dünyada ilk kez gerçekleştirilen uzaktan ameliyat olarak kayıtlara geçti. Hastaya cerrahi kesi yapılmadan gerçekleştirilen operasyonda, İstanbul’daki hekim ile Muş’taki ekip eş zamanlı çalıştı.
Bu başarı, üniversite hastanelerinin sahip olduğu uzmanlığın yalnızca kendi kampüsleriyle sınırlı olmadığını da ortaya koydu.
Anne karnında başlayan ileri tıp
Üniversite hastanelerindeki ileri cerrahi uygulamalar, bazı durumlarda hastanın dünyaya gelmesinden önce başlıyor.
Hacettepe Üniversitesinde 26 haftalık bebeğin omuriliğindeki doğumsal açıklık, anne karnında fetoskopik, yani kapalı yöntemle onarıldı. Yaklaşık 30 kişilik multidisipliner ekibin görev aldığı operasyon, Türkiye’de kapalı yöntemle gerçekleştirilen ilk fetal cerrahi vakası olarak öne çıktı.
Hacettepe Üniversitesinde ayrıca üroloji, kulak burun boğaz, kadın-doğum, genel cerrahi, göğüs cerrahisi ve kalp-damar cerrahisi alanlarında robotik cerrahi kullanılıyor.

Bir organ, bir başka hayata umut oluyor
Üniversite hastanelerinin ileri sağlık kapasitesinin en güçlü örneklerinden biri de organ nakilleri.
Akdeniz Üniversitesi Hastanesi, dünyanın ilk kadavradan rahim naklinin yanı sıra Türkiye’nin ilk çift kol ve yüz nakillerinin gerçekleştirildiği merkez olarak organ naklindeki öncü rolünü sürdürüyor. Merkezde karaciğer, böbrek, kalp, pankreas, kornea ve ince bağırsak gibi çok sayıda organ ve doku nakli de gerçekleştiriliyor.
Bu başarıların arkasında ise yalnızca ameliyat teknikleri değil, hastaların hayatlarını değiştiren hikâyeler de bulunuyor.
Türkiye’nin ilk yüz nakli yapılan hastası Uğur Acar, 2012’de Akdeniz Üniversitesi Hastanesinde gerçekleştirilen 11,5 saatlik operasyonla yeni yüzüne kavuşmuştu.
Acar’ın hikâyesi, bir organ bağışının yalnızca bir ameliyatı değil, bir insanın bütün hayatını değiştirebildiğini gösterdi.
Akdeniz Üniversitesinde 2025 yılında 126 böbrek, 29 karaciğer ve 10 kalp nakli gerçekleştirildi. Merkez, akciğer naklinin de başlamasıyla çok sayıda farklı organ naklinin aynı sağlık ekosisteminde yapılabildiği merkezlerden biri haline geldi.
Malatya’da 8 hastaya aynı anda umut
Organ naklinde bir başka dünya çapındaki başarı ise İnönü Üniversitesinde gerçekleştirildi.
Turgut Özal Tıp Merkezi Karaciğer Nakli Enstitüsünde dünyanın ilk eş zamanlı 8’li çapraz karaciğer nakli gerçekleştirildi. Birbirleriyle doğrudan uyumlu olmayan verici ve alıcıların farklı eşleşmelerle bir zincire dahil edildiği operasyonda 16 ameliyat aynı anda yürütüldü ve 150’nin üzerinde sağlık çalışanı görev aldı.
Yaklaşık 22 saat süren operasyon, organ bekleyen ve durumları kritik seviyeye ulaşan hastalara yeni bir umut oldu.
Çapraz naklin temelinde, bir hastanın yakınının kendi hastasına organ veremese bile başka bir hastaya verici olabilmesi yatıyor. Böylece bir ailenin yaşadığı uyumsuzluk, başka bir ailenin hayatını kurtarabilecek bir eşleşmeye dönüşebiliyor.
İnönü Üniversitesi Karaciğer Nakli Enstitüsünde daha önce 4’lü, 5’li, 6’lı ve 7’li çapraz karaciğer nakilleri de gerçekleştirilmişti. Üniversitenin Turgut Özal Tıp Merkezinde yaklaşık 5 bin karaciğer nakli yapıldı.
Bu başarıların merkezinde ise teknolojiden önce insan bulunuyor.
Çünkü çoklu çapraz nakillerde amaç, yalnızca daha fazla sayıda ameliyat gerçekleştirmek değil, uzun süre organ bekleyen veya durumu kritik hale gelen hastalara yeni bir hayat şansı sunmak.
Tıp teknolojisi hayatları yeniden şekillendiriyor
İleri tıp uygulamalarının sonucu bazen bir cihazın teknik özelliklerinden çok, hastanın hayatındaki değişimde görülüyor.
Karadeniz Teknik Üniversitesi Farabi Hastanesinde 16 yaşındaki Samet Çağlar’ın trafik kazası sonrası oluşan yüz deformasyonu, tomografi ve 3 boyutlu modelleme kullanılarak analiz edildi. Eksik dokular belirlenerek hastaya özel implant tasarlandı ve cerrahi müdahaleyle yüzündeki deformasyon giderildi.
Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesinde ise beyin ve sinir cerrahisi ile kulak burun boğaz uzmanlarının birlikte geliştirdiği teknikle bazı beyin tümörlerine burun deliklerinden girilerek müdahale ediliyor.
Daha önce kafatasının açılmasını gerektiren bazı tümörlerde kullanılan yöntemde, uygun hastalarda burundan endoskopik yolla ilerlenerek tümöre ulaşılıyor. Teknik, hastanın işitme ve yüz sinirlerinin korunmasına, ameliyat ve hastanede yatış süresinin kısalmasına imkân sağlıyor.
Burada farklı branşların aynı hastanın tedavisi için bir araya gelmesi, üniversite hastanelerinin en önemli özelliklerinden biri olarak öne çıkıyor.
Kanser tedavisinde hedef hastanın kendisi
Üniversite hastanelerindeki ileri sağlık uygulamaları kanser tedavisinde de yeni imkânlar sunuyor.
Akdeniz Üniversitesi Hastanesinde hizmete alınan CAR-T Hücresel Tedaviler Üretim Merkezi, bazı kanser türlerinde hastanın kendi bağışıklık hücrelerinin laboratuvar ortamında özel olarak hazırlanmasına dayanan kişiselleştirilmiş tedavilerin geliştirilmesine imkân sağlıyor.
Hacettepe Üniversitesinde kullanılan ZAP-X, beyin tümörlerinde çevredeki sağlıklı dokuların mümkün olduğunca korunmasını hedefleyen hassas ışın tedavisine imkân verirken, Pamukkale Üniversitesinde Gamma Knife ve Tomoterapi, Bursa Uludağ Üniversitesinde CyberKnife tümörlü bölgelere hassas ışın verilmesinde kullanılıyor.
İnönü Üniversitesinde Galyum-68 PET/BT ve yapay zekâ destekli MR, Gazi Üniversitesinde yapay zekâ destekli dijital PET/BT ile kanserli dokuların tespitinde hekimlere destek sağlanıyor.
Böylece teknoloji, hastalığın yalnızca daha erken veya daha doğru tespit edilmesine değil, tedavinin hastanın özelliklerine göre şekillendirilmesine de katkı sağlıyor.
Yerli teknoloji de üniversite hastanelerinde hayat buluyor
Üniversite hastaneleri, yerli sağlık teknolojilerinin klinik kullanıma aktarılmasında da önemli rol üstleniyor.
Gaziantep Üniversitesi Şahinbey Araştırma ve Uygulama Hastanesinde, ASELSAN tarafından geliştirilen yerli LIFELINE HLM kalp-akciğer makinesiyle dört klinik uygulama başarıyla gerçekleştirildi. Bu uygulamalardan birinde üç damar bypass, bir diğerinde ise minimal invaziv yöntemle kalp kapağı değişimi yapıldı.
Bu örnekler, üniversite hastanelerinin yalnızca mevcut teknolojileri kullanan sağlık kuruluşları olmadığını, geliştirilen yeni sağlık teknolojilerinin klinik uygulamaya aktarılmasında da rol üstlendiğini gösteriyor.
Kalp naklinde 308 hayat
Ege Üniversitesi Hastanesi de ileri kalp cerrahisi ve nakil uygulamalarında öne çıkan merkezler arasında bulunuyor.
1998’de ilk kalp naklini gerçekleştiren Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Kalp ve Damar Cerrahisi Ana Bilim Dalında 28 yılda 308 kalp nakli gerçekleştirildi. Kalp nakli bekleyen hastalara uygun organ bulunana kadar yaşamlarını sürdürebilmeleri amacıyla yapay kalp destek cihazları da uygulanıyor. Merkezde bugüne kadar yaklaşık 850 hastaya yapay kalp destek cihazı takıldı.
Hastanede 14 yıl önce kalp nakli olan Gülizar En’in kızı da geçen yıl aynı ekip tarafından kalp nakliyle hayata tutundu. Böylece bir hastanın yıllar önce yaşadığı başarı, yıllar sonra kendi ailesinde başka bir hayatın kurtarılmasına dönüştü.
İleri tedaviler Anadolu’da da yaygınlaşıyor
Üniversite hastanelerinin sağlık kapasitesinin önemli bir yönü de ileri tedavi yöntemlerinin farklı bölgelere taşınması.
Afyonkarahisar Sağlık Bilimleri Üniversitesinde bölgede ilk kez uygulanan koledokoskopi yöntemiyle safra kanalları doğrudan görüntülenebiliyor. Taş, darlık ve tıkanıklıkların değerlendirilmesine imkân sağlayan yöntemle bazı hastaların açık cerrahiye veya başka merkezlere sevk edilmeden tedavi edilebilmesi mümkün hale geliyor.
Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesinde ise ileri derecede nefes borusu darlığı bulunan bir hastaya laringotrakeal rezeksiyon ve anastomoz ameliyatı uygulandı. Türkiye’de sınırlı sayıda merkezde gerçekleştirilebilen operasyon, Çanakkale’de ilk kez yapıldı.
Üniversite hastanelerinde robotik cerrahi de farklı branşlarda yaygınlaşırken Kocaeli, Çukurova, Erciyes, Selçuk, Trakya ve Tekirdağ Namık Kemal üniversitelerinde robotik cerrahi, ileri radyoterapi ve girişimsel kalp tedavileri gibi özellikli uygulamalar yürütülüyor.
Karabük’te yapay zekâ destekli MR ve dijital anjiyografi, Balıkesir’de robotik cerrahi ve ileri endoskopik görüntüleme, Mersin’de yapay zekâ destekli 3 Tesla MR ve nöromodülasyon uygulamaları, Harran ve Fırat üniversitelerinde robotik cerrahi, Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesinde PET/BT ve ileri radyoterapi yöntemleri kullanılıyor.
Ankara Üniversitesi İbni Sina Hastanesinde robotik beyin cerrahisi ve üç boyutlu robotik kollu egzoskop, Sivas Cumhuriyet Üniversitesinde endoskopik kraniosinostoz tedavisi ve ECMO, Aydın Adnan Menderes Üniversitesinde kompleks çocuk kalp cerrahisi, Dicle Üniversitesinde ileri mikrocerrahi, Eskişehir Osmangazi Üniversitesinde inme ve organ nakli, Marmara Üniversitesinde ileri moleküler genetik tanı ve özellikli damar tedavileri gerçekleştiriliyor.
Mersin Üniversitesinde nöromodülasyon ve ileri çocuk kardiyolojisi, Balıkesir Üniversitesinde robotik cerrahi ve ileri endoskopi, Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesinde yapay zekâ destekli görüntüleme ve özellikli cerrahi, Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesinde ileri radyoterapi ve PET/BT, Harran ve Fırat üniversitelerinde robotik cerrahi, Kırşehir Ahi Evran Üniversitesinde ise jeotermal kaynaklarla desteklenen ileri fizik tedavi ve rehabilitasyon uygulamaları yürütülüyor.
Deprem bölgesinde sağlık kapasitesi güçleniyor
Deprem bölgesinde de üniversite hastaneleri üçüncü basamak sağlık kapasitesinin sürdürülmesinde önemli rol üstleniyor.
Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Hastanesinde 6 Şubat depremlerinin ardından yatak kapasitesi artırılırken yeni ameliyathaneler, yapay zekâ destekli MR, diyaliz ünitesi ve inme merkezi hizmete alındı. Hastanede endoskopik kalp kapağı cerrahisi, kornea nakli ve koklear implant gibi özellikli işlemler de gerçekleştiriliyor.
Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Dursun Odabaş Tıp Merkezi ise bölgedeki yaklaşık 3 milyon kişiye sağlık hizmeti sunuyor.

Hastayı tedavi ederken geleceğin hekimlerini yetiştiriyor
Üniversite hastanelerinin sağlık sistemi içindeki farkı, tedavi ile eğitim ve araştırmanın aynı ekosistemde yürütülmesinden kaynaklanıyor.
Üniversitelerde üretilen bilimsel bilgi ve akademik deneyim doğrudan tanı ve tedavi süreçlerine aktarılırken, hastanelerde oluşan klinik birikim de geleceğin hekimlerinin ve uzmanlarının yetişmesine katkı sağlıyor.
Nörobilim ve Nöroteknoloji Mükemmeliyet Merkezi NÖROM bünyesindeki Ar-Ge çalışmaları, Yeni Cerrahpaşa Projesindeki yapay zekâ ve simülasyon altyapısı, Bursa Uludağ Üniversitesindeki sanal gerçeklik ve cerrahi simülasyon uygulamaları ile Hacettepe Üniversitesindeki erken faz klinik araştırmalar, sağlık hizmeti ile bilimsel araştırmanın aynı yapı içerisinde buluştuğu örnekler arasında yer alıyor.
“Üniversite hastaneleri bilgi ve uzmanlık üreten merkezler”
Yükseköğretim Kurulu Başkanı Erol Özvar, üniversite hastanelerinin güçlü akademik kadroları, bilgi birikimleri ve gelişmiş sağlık altyapılarıyla Türkiye’nin sağlık hizmetleri kapasitesinin önemli unsurlarından biri olduğunu belirtti.
Üniversitelerin eğitim ve araştırma faaliyetleriyle ürettiği bilgi ve deneyimin doğrudan sağlık hizmetlerine aktarılmasının ileri tıp uygulamalarının geliştirilmesine ve yaygınlaştırılmasına önemli katkı sağladığını ifade eden Özvar, üniversite hastanelerinin aynı zamanda tedavi, araştırma, teknoloji geliştirme ve insan yetiştirme işlevlerini bir arada yürüten merkezler olduğunu vurguladı.
Özvar, üniversite hastanelerinin akademik birikimleri ile teknolojik imkânlarını daha etkin kullanmasının, yüksek uzmanlık gerektiren sağlık hizmetlerinin Türkiye’nin farklı bölgelerinde sunulmasına ve ülkenin sağlık kapasitesinin daha da güçlendirilmesine katkı sağlayacağını ifade etti.


Kaynak:İLKHA

Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.