Kumar bağımlılığında beynin yapısı bozuluyor, beyin aktivasyonu yüzde 30 düşüyor!

Kumar bağımlılığında beynin yapısı bozuluyor, beyin aktivasyonu yüzde 30 düşüyor!
Uzmanlar, kumar bağımlılarında kumar bağımlısı olmayanlara oranla yüzde 40 daha fazla bozulma saptandığını, beynin aktivasyonunda ise yüzde 30 düşüş gözlendiğini belirtiyor.

Günümüzde yaşamın her alanında sıklıkla karşılaşılan ‘kumar bağımlılığının artık sadece bir alışkanlıktan ibaret olmadığı biliniyor. Yapılan çalışmalar ve araştırmalar bu durumun zararlarının sadece maddi kayıplar olmadığını ve etki alanın da sadece eylemi gerçekleştiren kişi olmadığını da ortaya koyuyor.

Konuyla ilgili değerlendirme yapan Klinik Psikoloğu Elif Sena Özata ile Prof. Dr. Kültegin Ögel, kumar bağımlılığında beynin yapısının bozulduğuna, beyin aktivasyonunun yüzde 30 düştüğüne dikkat çekti.

Prof. Dr. Kültegin Ögel kumar bağımlılığı konusunun, ‘İnsanlar kaybedeceklerini bildikleri halde neden oynuyorlar?’ sorusu çerçevesinde ele alınması gerektiğini söyledi.

"Beyin artık hesaplayamaz, plan yapamaz, muhakeme edemez"

Ögel; “Kumar ve bahis bağımlılığında beyin ve öncelikleri değişir. Beyin yanlış olsa da her şeyden önce kumar ve bahise önem vermeye başlar. Bunun en önemli nedeni, beynin dopamin beklentisidir. Yani konu aslında kazanmak değil, kazanma ihtimalidir. Dopamin beklentisi, diğer tüm önceliklerin önüne geçer. Beyin artık hesaplayamaz, plan yapamaz, muhakeme edemez. Bu durum beynin yapısal değişikliğinden kaynaklanır. Bilimsel olarak söyleyecek olursak; beynin striatum beklentisinde dopamin beklentisi artar, bunun sonucu prefrontal korteks’de öncelikleri belirleme bozulur. Bu değişiklikler; kumar bağımlılarının yüzde 90’unda görülür. Bunu ölçen psikolojik testlerde, kumar bağımlılarında kumar bağımlısı olmayanlara oranla yüzde 40 daha fazla bozulma saptanıyor. Beynin aktivasyonunda ise yüzde 30 düşüş gözleniyor.” dedi.

Bağımlılık sürecinde kişinin iradesini kullanamadığını dile getiren Prof. Dr. Kültegin Ögel, “Bağımlı olduktan sonra verilen sözlere güven olmaz. Kişi iradesini kullanamaz. Kararlarının arkasında duramaz. Çünkü artık her şey bozulan beynin kontrolü altındadır. Bu nedenle, zorunlu kısıtlamalar iyileşme için şarttır. İlaçlar bu bozulmayı zararsız hale getirmek için yararlıdır. Psikoterapi ise, kişinin bu hatalı düşüncelerini görmesine ve bunlarla başa çıkma yollarını öğrenmesine yardımcı olur.” ifadelerini kullandı.

Elif Sena Özata ise kumar bağımlılığında tedavinin önündeki önemli engellerden birinin bağımlılığın kişinin kimliğiyle özdeşleştirilmesi ve kişiler ile ailelerinin damgalanacağı düşüncesiyle yaşanan sorunları gizlemesi, yardım aramayı ertelemesi olduğunu söyledi.

Özata, "Bağımlılığın değişmez bir kişilik özelliği ya da “iflah olmazlık” olarak ele alınması, kişide iyileşmeye dair umudunu azaltabilir, suçluluk ve utanç duygularını arttırarak sorunun daha uzun süre saklanmasına neden olabilir. Bu nedenle hem tedavi sürecinde hem de toplumsal dilde bireyi “kumarbaz” gibi bağımlılığı ile tanımlayan ifadelerden kaçınmak ve insanı merkeze alan ifadeler kullanmak önemlidir.” dedi.

Dünya Sağlık Örgütünün, kumar bağımlılığının yol açtığı zararların finansal kayıplarla sınırlı olmadığını, aile içi çatışmalar, damgalanma ve yakınların yaşamında ortaya çıkan ekonomik ve psikolojik güçlükleri de kapsadığını belirten Özata, bu nedenle kumar bağımlılığının yalnızca “ne kadar kaybetti?” sorusuyla değerlendirmenin, sorunun önemli bir kısmını görünmez kıldığını kaydetti.

Klinik Psikoloğu Elif Sena Özata kumar bağımlılığını çok boyutlu bir bozukluk olarak tanımlayarak, şunları söyledi:

“Kumar oynama sürecinde artan maddi ve manevi kayıplar, kişiyi tek başına bir kördüğümü çözme mücadelesi içinde hissettirir. Dışarıya karşı 'her şey yolunda' maskesi için harcanan yoğun bir zihinsel çaba görülür. Bu durum, zamanla bireylerde duygusal tükenmişlik ve yorgunluğa yol açar. Beraberinde, uyku sorunları, kaygı bozuklukları, depresyon, duygu dalgalanmaları ve kimi zaman intihar düşünceleri görülebilir

Kumarın sonuçları çoğu zaman kişinin çevresinde görünmeyen dalgalarla yayılır. Eşler, çocuklar, ebeveynler ve diğer yakınlar da finansal belirsizliğin, bozulan güvenin ve tekrar eden krizlerin içinde yaşamaya başlayabilir. Kumar davranışı bir kişiye ait olsa da ortaya çıkan sonuçlar aile bütçesini, ev içindeki duygusal güvenliği, ilişkilerdeki rolleri ve geleceğe ilişkin ortak planları etkileyebilir. Bu nedenle, bağımlılık bir aile hastalığıdır ve tedavi sürecine yalnızca oynayan değil, etkilenen yakınların da katılması önemlidir. Öncelikle kişiyi bağımlılığın sonuçlarından her defasında korumaya çalışmak, iyi niyetle yapılsa bile farkında olmadan döngünün sürmesine katkı sağlayabilir. Bu nedenle sınırların açıkça belirlenmesi ve profesyonel yardım alınması önemlidir."

“Bağımlılıkta iyileşme kumarın bırakılması ile sınırlı değil”

Kumar bağımlılığında iyileşmenin sadece kumarın bırakılmasıyla sınırlı olmadığının altını çizen Özata, “Tedavi, kumar oynama davranışını sürdüren düşünce, duygu ve koşulların anlaşılmasını, riskli durumlarla baş etme becerilerinin geliştirilmesini ve yaşamın yeniden yapılandırılmasını hedefler. Tedavinin başında, kişi ve ailesine bağımlılık hakkında bilgilendirme sağlanmalı ve yaklaşım biçimlerinin etkisi vurgulanmadır. Süreçte yaşanan zorlanmalar ya da yeniden oynama durumları da kişinin değişmeyeceğinin kanıtı olarak değil, tedavi planın yeniden değerlendirilmesi gerektiren durumlar olarak ele alınmalıdır. Yeniden oynama sonrasında kişiyi suçlamak veya tedavinin başarısız olduğunu düşünmek yerine, bu duruma hangi tetikleyicilerin ve koşulların yol açtığını inceleyerek koruyucu plan güçlendirilmelidir. Bu yaklaşım, kişilerin sorunlarını daha erken paylaşabilmesini ve profesyonel desteğe daha güvenli biçimde ulaşabilmesini kolaylaştırabilir." dedi.

Kaynak:İLKHA

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.