MAZLUMDER'den NATO Zirvesi nedeniyle yapılan operasyon ve tutuklamalara tepki

MAZLUMDER'den NATO Zirvesi nedeniyle yapılan operasyon ve tutuklamalara tepki
7-8 Temmuz tarihlerinde Ankara'da gerçekleştirilecek olan 36. NATO Zirvesi öncesinde, başta Ankara olmak üzere yüzlerce insan gözaltına alınıp onlarcasının ise tutuklanmasına tepki gösteren MAZLUMDER, hak ve özgürlüklerin güvenlik kaygısına feda edilmesinin kabul edilemez olduğunu söyledi.

"NATO Zirvesi bahanesiyle hak ve özgürlüklerin güvenlik kaygısına feda edilmesini kabul etmiyoruz" başlığıyla yayımlanan basın metninde, "Ankara'da 7-8 Temmuz tarihlerinde yapılacak 36. NATO Zirvesi öncesinde, başta Ankara olmak üzere yüzlerce insan gözaltına alınıp onlarca insan tutuklanmış, ülke genelinde temel hak ve özgürlüklerin fiilen askıya alındığı bir iklim oluşturulmuştur. Zirvenin güvenliği adına alındığı ileri sürülen tedbirler, hukuken kabul edilemeyecek şekilde toplumun asgari güvencelerini aşan bir mahiyet kazanmıştır. Güvenlik kaygısı, hak ve özgürlüklerin önüne geçirilmiştir. Kaldı ki, aşağıda ayrıntılı olarak eleştireceğimiz bu tablo, insan hakları karnesi kirli bir ittifakın gölgesinde gerçekleştirilmektedir. Kurucusu ve önde gelen üyeleri, Irak ve Afganistan işgallerinden Guantanamo ve Ebu Gureyb'deki işkence pratiklerine, Libya'nın iç savaşa sürüklenmesinden Gazze Soykırımına silah ve istihbarat desteğiyle iştirake, sivillerin öldüğü hava saldırılarından hukuk dışı alıkoymalara kadar uzanan ağır insan hakları ihlalleriyle anılmaktadır. Afganistan'ın işgalinde ve Afgan sivillere karşı işlenen suçlarda doğrudan rol alan kirli bir geçmişe sahip NATO'nun, Türkiye'de ağırlanması adına temel hakların askıya alınması kabul edilemez bir çelişkidir." denildi.

Yaşanan tablonun kamuoyuyla paylaşılması ve itirazların kayda alınması talebinde bulunan MAZLUMDER, bu süreçte yaşanan bazı ihlalleri şu şekilde sıraladı:

Haymana'da Yaşanan Ölümlü Vaka-Yaşam Hakkı ve Etkili Soruşturma Yükümlülüğü

23 Haziran 2026 sabahı, IŞİD'e yönelik olduğu belirtilen operasyon kapsamında Ankara'nın Haymana ilçesi Sazağası Mahallesi'nde bir eve düzenlenen baskında Muhammed Kavi (25) yaşamını yitirmiş, eşi başından vurularak ağır yaralanmıştır. Olayın, çocukların da bulunduğu bir evde ve ailenin aynı gün bir yakınını kaybederek cenaze hazırlığı içinde olduğu bir sırada gerçekleştiği iddia edilmektedir. Resmî anlatıya göre çift güvenlik güçlerine ateş açmış ve çıkan çatışmada vurulmuştur. Buna karşılık aile; evde silah bulunmadığını, herhangi bir çatışma yaşanmadığını ve Muhammed Kavi'nin çocuklarının bulunduğu odada doğrudan vurulduğunu belirtmekte; olay yerinde tek bir boş kovan dahi bulunmadığını vurgulamaktadır. Operasyonda kullanıldığı öne sürülen silahın bulunup bulunmadığı, balistik inceleme yapılıp yapılmadığı ve özel harekât kalkanına isabet ettiği iddia edilen mermilere ilişkin rapor düzenlenip düzenlenmediği gibi hayati sorular yanıtsızdır. Yetkili makamlara yöneltilen sorular da bugüne dek karşılıksız kalmıştır. Yaşam hakkı, devlete yalnızca öldürmeme değil, kolluk gücü kullanımı sonucu meydana gelen her ölümü etkili, bağımsız ve şeffaf biçimde soruşturma pozitif yükümlülüğü de yükler. Birbirini tümüyle yalanlayan iki anlatının bulunduğu, maddi delillerin kamuoyuyla paylaşılmadığı bu olayda gerçeğin bağımsız bir soruşturmayla aydınlatılmaması kabul edilemez. Kişinin bir örgütle bağlantılı olduğu iddiası, hiçbir koşulda hukuk dışı bir ölümü meşrulaştırmaz. MAZLUMDER olarak, Muhammed Kavi'nin ölümüne ilişkin tüm soruların yanıtlanacağı, etkili ve tarafsız bir soruşturma yürütülmesini ve delillerin kamuoyuyla paylaşılmasını talep ediyoruz.

Toplu Gözaltılar ve Tutuklamalar

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 23.06.2026 tarihli açıklamasına göre farklı ideolojilerden çeşitli örgütlere mensubiyet iddiasıyla 241 kişi hakkında gözaltı kararı verilmiş, bunlardan 209'u gözaltına alınmıştır. Kamuoyuna yansıyan bilgilere göre tutuklananların sayısının 180'e ulaştığı ifade edilmektedir. Yine "Turkuaz Operasyonu" olarak duyurulan uygulamalar kapsamında da farklı siyasi düşüncelere mensup kişiler ile adli nitelikli şüpheliler bir arada olmak üzere, sayıları yüzü aşan kişi gözaltına alınmış, onlarca kişi tutuklanmıştır. Gözaltına alınan ve tutuklananların toplumun birbirinden farklı kesimlerinden, aralarında doğrudan bir bağ bulunmayan kişiler olması, operasyonların zamanlaması ve soruşturma aşamasında yöneltilen sorular birlikte değerlendirildiğinde, operasyonların somut bir suç isnadından çok güvenlik kaygısı ile tedbiren (!) yapıldığı izlenimini kuvvetlendirmektedir. Kişileri işledikleri somut bir fiil nedeniyle değil, taşıdıkları kimlik, düşünce veya aidiyet nedeniyle şüpheli sayan bu yaklaşım kabul edilemez bir hukuksuzluktur. Gözaltı ve tutuklama istisnai tedbirlerdir; her bir şüpheli bakımından somut delile ve bireyselleştirilmiş gerekçeye dayanmak zorundadır. Bir uluslararası zirvenin arifesinde, "önleyici" saikle ve toplu biçimde uygulanan gözaltılar; masumiyet karinesini zedeleyen ve muhalif düşünceyi caydırmayı amaçlayan bir toplumsal baskı aracına dönüşme tehlikesi taşımaktadır. Zirve güvenliği, kimsenin özgürlüğünden keyfî biçimde yoksun bırakılmasının gerekçesi yapılamaz.

Gece Yarısı Baskınları, Kapı Kırma ve Ters Kelepçe: İşkence ve Kötü Muamele Yasağı İhlali

Gözaltıların önemli bir kısmı artık bir kolluk rutini olduğu üzere, sabahın erken saatlerinde, apartman ve daire kapıları kırılmak suretiyle, baskın biçiminde gerçekleştirilmiştir. Kişilerin ters kelepçeyle gözaltına alındığı, görüntülerinin medyaya aktarıldığı bu rutin uygulamalar, işkence ve kötü muamele yasağının, masumiyet karinesinin, lekelenmeme hakkının ihlali niteliğindeki görev suçlarıdır. Henüz haklarında bir mahkûmiyet bulunmayan kişilerin, kamuoyu önünde bu şekilde teşhir edilmesi hak ihlalidir.

Savunma Hakkının Fiilen Ortadan Kaldırılması

Gözaltına alınanlar hakkında 24 saat süreyle avukatla görüştürülmeme ve soruşturma dosyasına erişim kısıtlaması kararları verildiği öğrenilmiştir. Savunma hakkının ve müdafi yardımının bu şekilde askıya alınması, adil yargılanma hakkını doğrudan ihlal eder; soruşturmanın en kritik ilk saatlerinde kişiyi savunmasız bırakır. Bunun yanı sıra, avukatlar hakkında yürütülen gözaltı ve ev araması işlemlerinde CMK'da öngörülen özel usullere de uyulmadığı ifade edilmiştir. Avukatlık mesleğinin güvenceleri, kişisel bir ayrıcalık değil; savunma makamının ve dolayısıyla adil yargılanma hakkının teminatıdır. Avukata yönelen usulsüz her işlem, savunma hakkının bütününe yöneliktir. Avukatlığın itibarının bu şekilde zedelenmesi savunma ihtiyacı duyacak her bir kişinin de risk altında olması anlamına gelmektedir.

Ölçüsüz ve Hukuksuz Toplantı ve Gösteri Yasakları

Ankara Valiliği'nin, 28 Haziran 2026 saat 00.00'dan 10 Temmuz 2026 saat 23.59'a kadar on üç gün boyunca, açık ve kapalı alanlardaki her türlü toplanma, toplantı ve gösteri yürüyüşünü, basın açıklamasını, oturma eylemini, stant açmayı, bildiri/broşür dağıtmayı ve afiş/pankart asmayı yasaklayan kararı, kapsamı ve süresi itibarıyla ölçülülük ilkesine açıkça aykırıdır, hukuksuzdur. İfade özgürlüğünün en önemli araçlarından olan Toplantı ve Gösteri Yürüyüşü Hakkı izne değil bildirime tabi bir haktır. Bu hak, ancak somut, güncel ve gerçek bir tehlike karşısında, o tehlikeyle sınırlı, gerekli ve orantılı tedbirlerle kısıtlanabilir. Bir şehri baştan sona kapsayan, on üç güne yayılan ve muhtevası belirsiz genel yasaklar Anayasaya aykırı olup ifade özgürlüğüne açık bir saldırıdır. NATO'yu ve NATO üyesi bazı ülkeleri bugüne kadarki pratikleri, karıştıkları işgaller ve savaş suçları, Gazze Soykırımına verdikleri destek sebebiyle protesto etmek isteyecek kişi ve grupların bu yolla baskılanması hukuksuzdur.

Sansür Nitelikli Sosyal Medya Erişim Engelleri

Yine bu süreçte farklı düşüncelerden muhalif kişi, grup, örgüt ya da cemaate ait çok sayıda sosyal medya hesabına BTK kararıyla erişimin engellenmesi, ifade özgürlüğünün açık bir ihlalidir. Düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğünün yanı sıra basın ve haber alma-iletme özgürlüğünün de ihlali anlamına gelen bu uygulamalar, içeriğe değil doğrudan kişiye ve düşünceye yöneldiğinde, hukuk kılıfına büründürülmüş bir sansürden başka bir şey değildir. Bu uygulamalar yalnızca hesabı engellenenleri değil, toplumun tamamını etkileyen bir caydırıcı etki doğurmakta, insanların haber alma hakkını da ortadan kaldırmaktadır.

Özgürlükleri bastırarak sağlanan sükûnet güvenlik değildir

Kamu düzeni ve güvenlik gibi kavramların arkasına sığınılarak hukuka aykırı uygulamaların olağanlaştırılması kabul edilemez. Güvenlik ile özgürlük birbirinin alternatifi değildir. Gerçek ve kalıcı güvenlik, ancak hak ve özgürlüklerin güvence altına alındığı bir düzende mümkündür. Bir devletin uluslararası bir zirveye ev sahipliği yapması, hak ve özgürlükleri askıya almanın değil, hukuk devletine bağlılığını gösterebilmenin vesilesi olmalıdır. Özgürlükleri bastırarak sağlanan sükûnet güvenlik değil, hakların askıya alındığı bir sessizlik rejiminin habercisidir.

Yaşanan meselelere dair taleplerini de sıralayan MAZLUMDER, son olarak şunları kaydetti:

1. Muhammed Kavi'nin ölümü hakkında etkili, bağımsız ve şeffaf bir soruşturma yürütülmeli, silah, balistik ve olay yeri incelemesine ilişkin tüm deliller kamuoyuyla paylaşılmalıdır.

2. Somut ve bireysel delile dayanmayan gözaltı ve tutuklamalara son verilmeli, hukuka aykırı biçimde özgürlüğünden yoksun bırakılanlar derhal serbest bırakılmalıdır.

3. 24 saatlik avukat görüş yasağı ve dosya kısıtlılığı kararları kaldırılmalı, herkesin müdafi yardımından eksiksiz yararlanması sağlanmalıdır.

4. Rutinleşen geceyarısı operasyonları, kapı kırma, ters kelepçe ve teşhir gibi uygulamalara son verilmeli, işkence ve kötü muamele yasağına istisnasız uyulmalı, kişisel verileri sızdırarak masumiyet karinesini ihlal edenler hakkında soruşturma açılmalıdır.

5. Savunma hakkının teminatı olan Avukatlar hakkındaki işlemlerde CMK ve Avukatlık Kanunu'nun öngördüğü usullere mutlaka uyulmalıdır.

6. Ankara genelini kapsayan genel nitelikli toplantı ve gösteri yasağına son verilmeli, sınırlama gerekiyorsa yalnızca somut tehlikeyle orantılı, yer ve zaman bakımından daraltılmış tedbirlerle yetinilmelidir.

7. İdare eliyle uygulanan keyfî ve toplu erişim engelleri kaldırılmalı; kısıtlamalar ancak bağımsız yargı denetimiyle ve bireyselleştirilmiş kararlarla mümkün kılınmalıdır.

MAZLUMDER olarak yetkilileri, NATO Zirvesi'ni gerekçe göstererek hak ve özgürlükleri ortadan kaldıran bu uygulamalardan derhal vazgeçmeye ve hukuk devleti ilkesine işlerlik kazandırmaya çağırıyoruz.

Kaynak:İLKHA

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.