Netanyahu'nun "1967'den beri görülmemiş operasyon" tehdidi ne anlama geliyor?

Netanyahu'nun "1967'den beri görülmemiş operasyon" tehdidi ne anlama geliyor?
El Halil'de iki işgal askerinin öldüğü silahlı eylemin ardından Batı Şeria'yı kuşatma altına alan siyonist rejimin başbakanı Binyamin Netanyahu, 1967'den bu yana görülmemiş ölçekte bir "askerî operasyon" tehdidinde bulundu.

İşgal altındaki Batı Şeria'da gerilim, 23 Ekim'de El Halil yakınlarında gerçekleştirilen silahlı eylemin ardından yeni bir aşamaya taşındı. İki işgal askerinin öldüğü, üç askerin yaralandığı olayda eylemi gerçekleştiren iki Filistinli de şehit oldu. Olayın ardından siyonist rejim yönetimi, El Halil ve çevresinde kuşatma tedbirlerini artırırken Filistinlilerin yaşadığı mahallelere yönelik geniş çaplı bir "askerî operasyon" hazırlığı başlattı.

Siyonist rejimin başbakanı Binyamin Netanyahu, "Batı Şeria'da 1967'den bu yana benzeri görülmemiş büyüklükte bir operasyon planlandığını" açıklayarak mahallelerin boşaltılması, evlerin aranması ve işgal güçlerinin belirlediği hedeflere yönelik yıkım faaliyetlerinin yürütülmesi tehdidinde bulundu.

El Cezire'de yayımlanan analizinde gelişmeleri değerlendiren araştırmacı yazar Mazen en-Neccar, Netanyahu'nun açıklamalarını yalnızca güvenlik politikaları çerçevesinde değil, siyonist rejimin Filistinlilere yönelik uzun süreli baskı politikaları ve seçim hesapları üzerinden de ele aldı.

El Halil'deki eylemin ardından kolektif cezalandırma tehdidi

El Halil'in batı girişindeki Ferş el-Heva kontrol noktası yakınlarında gerçekleştirilen eylem, işgal güçlerinin bölgede uyguladığı askerî kısıtlamaların ve Filistinlilerin günlük yaşamını etkileyen kontrol noktalarının bulunduğu bir ortamda meydana geldi.

Filistinli iki eylemci, işgal askerleriyle yaklaşık 20 dakika süren çatışmanın ardından şehit oldu. İşgal ordusu ise iki askerinin öldüğünü, üç askerinin yaralandığını açıkladı.

Olayın ardından işgal güçleri, eylemcilerin yaşadığı bölgelerde baskınlar düzenledi, alıkoymalar gerçekleştirdi ve bazı Filistinlilere evlerini boşaltmaları yönünde talimat verdi. Netanyahu, El Halil'in kuşatma altına alınmasını isterken Batı Şeria genelindeki hareket kısıtlamalarının genişletilebileceğini de duyurdu.

En-Neccar, işgal yönetiminin bu tür olayların ardından yalnızca eylemi gerçekleştiren kişileri hedef almakla kalmadığını, daha geniş bir Filistinli nüfusu etkileyen uygulamalara yöneldiğini vurguladı. Evlerin yıkılması, mahallelerin boşaltılması ve şehirlerin kuşatılması yönündeki açıklamalar, bu yaklaşımın yeni örnekleri olarak değerlendirildi.

Netanyahu'nun 1967 vurgusu ne anlama geliyor?

Netanyahu, El Halil ziyareti sırasında Batı Şeria'da yürütülmesi planlanan baskının 1967'den bu yana benzeri görülmemiş bir ölçekte olacağını söyledi. İşgal yönetiminin açıklamalarına göre "operasyon" kapsamında eylemcilerin yaşadığı mahallelere girilmesi, evlerin aranması ve silahların toplanması planlanıyor.

Bu tehdit, 1967'de Batı Şeria, Doğu Kudüs ve Gazze Şeridi'nin işgal edilmesinden bu yana bölgede uygulanacak en geniş çaplı askerî müdahalelerden birine işaret ediyor.

Netanyahu'nun daha önce işgal altındaki Batı Şeria'nın kuzeyindeki mülteci kamplarında yürütülen, geniş çaplı yıkım ve zorla yerinden edilmelerle sonuçlanan saldırılara atıfta bulunması da dikkat çekiyor. Aynı modelin El Halil'de ve başka Filistin kentlerinde uygulanması ihtimali, yeni bir yerinden edilme dalgasına ilişkin endişeleri artırıyor.

En-Neccar'a göre tehditlerin arka planında, Filistin direnişini bastırma ve işgal altındaki topraklarda kontrolü daha da genişletme hedefi bulunuyor. Analizde, yerleşim faaliyetlerinin artırılması ve Filistinlilerin yaşadıkları bölgelerden uzaklaştırılması, siyonist rejimin uzun vadeli politikalarının parçaları olarak ele alınıyor.

Yerleşim politikaları ve Filistinlilerin topraklarından uzaklaştırılması

Netanyahu, El Halil'deki açıklamalarında işgal altındaki Batı Şeria'da 100'den fazla yerleşim ve yerleşim birimi kurduklarını belirterek yenilerinin inşa edileceğini söyledi.

Bu açıklama, Batı Şeria'da Filistinlilerin topraklarını hedef alan yerleşim politikalarının daha da genişletileceği yönündeki kaygıları güçlendirdi. Uluslararası hukuk bakımından yasa dışı kabul edilen işgal yerleşimleri, Filistinlilerin topraklarına erişimini ve bölgedeki yaşam koşullarını doğrudan etkiliyor.

En-Neccar, siyonist rejimdeki aşırı sağcı siyasi çizginin Filistinlilere yönelik baskı ve zorla yerinden etme politikalarını meşrulaştıran bir söylem geliştirdiğini belirtiyor. Maliye Bakanı Bezalel Smotrich'in Filistinliler için dile getirdiği "kölelik, tehcir veya ölüm" seçenekleri de bu yaklaşımın örnekleri arasında gösteriliyor.

Analizde, işgalin ve etnik temizliğin Filistinlilerin direnişiyle karşılaşmasının kaçınılmaz olduğu vurgulanıyor. Filistinlilerin yaşadıkları topraklarda karşı karşıya kaldıkları baskı, yerleşimci saldırıları ve hareket kısıtlamaları, Batı Şeria'daki gerilimin temel unsurları arasında sıralanıyor.

Filistinlilerin kanı seçim hesaplarının parçası mı?

En-Neccar'ın analizinde öne çıkan temel değerlendirmelerden biri, Batı Şeria'daki askerî tırmanışın siyonist rejimdeki seçim yarışıyla bağlantılı olabileceği yönünde. 27 Ekim'de yapılması planlanan seçimler öncesinde Netanyahu ve aşırı sağcı koalisyonunun siyasi baskı altında bulunduğuna dikkat çekilen yazıda, Filistinlilere yönelik "sert güvenlik politikalarının" seçmenler üzerindeki etkisine işaret ediliyor.

Eski işgalci müzakereci Daniel Levy de El Halil'deki olayın ardından Netanyahu'nun seçim günü yeni bir savaş başlatıp başlatmayacağı veya askerî tırmanışı seçim sonrasındaki koalisyon pazarlıklarında kullanıp kullanmayacağı sorusunu gündeme getirdi.

Analize göre Netanyahu, Batı Şeria'da geniş çaplı bir operasyon başlatması halinde bunu "güvenlik" gerekçeleriyle savunabilir. Seçim sonrasına bırakılması durumunda ise daha önce harekete geçmemesini siyasi hesaplardan kaçınma çabasıyla açıklamaya çalışabilir.

En-Neccar, siyonist rejimdeki muhalefet partilerinin de Filistinlilere yönelik politikalar konusunda köklü bir değişim sağlayacak güçlü bir alternatif oluşturamadığına dikkat çekiyor. Yazıda, Filistinlilere karşı baskı ve güç kullanımına dayalı yaklaşımın yalnızca mevcut hükümetle sınırlı olmadığı, siyonist rejimin siyasetinde daha derin yapısal sorunlarla bağlantılı olduğu savunuluyor.

İran'a yönelik yeni saldırılar da gündemde

Analizde, Batı Şeria'daki gelişmelerin yanı sıra İran İslam Cumhuriyeti'ne yönelik olası yeni askerî saldırılar da değerlendiriliyor. En-Neccar, Netanyahu'nun seçim sonrasında İran'a karşı yeni bir saldırı başlatma ihtimalinin göz ardı edilmemesi gerektiğini belirtiyor.

Yazıda öne çıkan senaryolardan biri, siyonist rejimin 3 Kasım'da yapılması planlanan ABD ara seçimlerinin ardından İran'a yönelik yeni bir saldırı düzenlemesi. Böyle bir adımın gerçekleşmesi için ABD Başkanı Donald Trump'ın desteği veya en azından teşviki gerekebileceği ifade ediliyor.

En-Neccar'ın değerlendirmesine göre, siyonist rejim ile ABD'nin İran'a karşı yeniden yoğun askerî saldırılara yönelmesi ihtimali bulunuyor. Ancak iki tarafın hedeflerinin ve beklentilerinin aynı olmadığı, siyonist rejimin daha kapsamlı hedefler peşinde koşarken Washington'ın belirgin bir stratejik yol haritasından yoksun olduğu ileri sürülüyor.

Batı Şeria'da yeni bir halk ayaklanması ihtimali

Analizde dikkat çekilen bir diğer ihtimal ise Batı Şeria'da geniş çaplı bir Filistin halk ayaklanmasının ortaya çıkması. En-Neccar, işgal güçlerinin baskınları, yıkımları ve zorla yerinden etme uygulamalarının genişlemesinin, mevcut siyasi ve güvenlik hesaplarını bozabilecek bir gelişmeye dönüşebileceğini belirtiyor.

Yazıda, Ramallah yönetiminin halk ayaklanmasına karşı tutumuna rağmen işgalin kapsamının genişlemesinin Filistin Yönetimi'nin varlığını da tehdit edebileceği ifade ediliyor. Batı Şeria'nın tamamına yayılan bir askerî baskının, Oslo Anlaşmaları çerçevesinde oluşturulan idari ve güvenlik düzenlemelerini ortadan kaldırma ihtimalini beraberinde getirebileceği kaydediliyor.

Böyle bir senaryonun siyonist rejim açısından da ağır sonuçları olabileceğine dikkat çekilen analizde, yaklaşık 4 milyon Filistinlinin günlük yaşamının doğrudan askerî yönetim altında tutulmasının ciddi bir idari ve siyasi sorun yaratacağı vurgulanıyor.

En-Neccar'ın değerlendirmesine göre, Netanyahu'nun El Halil'deki eylemin ardından yaptığı açıklamalar yalnızca yeni bir askerî müdahalenin habercisi olarak görülmemeli. Bu tehditler aynı zamanda Batı Şeria'daki işgalin derinleştirilmesi, yerleşim politikalarının genişletilmesi ve Filistinlilerin geleceğine ilişkin siyasi hesapların yeniden şekillendirilmesi bağlamında ele alınmalı.

Kaynak:İLKHA

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.