Prof. Dr. Ebu Zeyd: Mescid-i Aksa adım adım dönüştürülüyor, ümmet tehlikenin boyutunu görüyor mu?

Prof. Dr. Ebu Zeyd: Mescid-i Aksa adım adım dönüştürülüyor, ümmet tehlikenin boyutunu görüyor mu?
Mardin Artuklu Üniversitesi İslami İlimler Fakültesi öğretim görevlisi Prof. Dr. Vasfi Aşur Ebu Zeyd, son dönemde Mescid-i Aksa’da yaşanan gelişmelerin karşı sessiz kalınmaması gerektiğini ifade etti.

"Mescid-i Aksa adım adım dönüştürülüyor: Ümmet tehlikenin boyutunu görüyor mu?" adlı yazıyı kaleme alan Mardin Artuklu Üniversitesi İslami İlimler Fakültesi öğretim görevlisi Prof. Dr. Vasfi Aşur Ebu Zeyd, önemli hususlara dikkat çekti.

Ebu Zeyd, şofar üflenmesi, yüzlerce yerleşimcinin baskınlara katılması, Mescid-i Aksa’nın cumartesi günleri de yerleşimcilerin girişine açılması için işgal rejimin yüksek mahkemesine taşınan talep gibi bütün bunların tek tek ele alındığında farklı hadiseler gibi görünse de aynı istikamete yönelen bir sürecin parçaları olduğunu aktardı.

"Asıl tehlike atılan her bir adımın aynı hedef doğrultusunda birikmesidir"

Mescid-i Aksa’da yaşanan sinsice gelişmelere yer veren Ebu Zeyd, "Mescid-i Aksa’da son günlerde art arda yaşanan gelişmeleri birbirinden bağımsız hadiseler olarak okumak artık mümkün değildir. Şofar üflenmesi, yüzlerce yerleşimcinin baskınlara katılması, Müslümanların içeride olup bitenleri görüntüleyebilmek için kapalı mekanlardan ve polislerin gözünden uzakta kayıt almaya çalışması, Mescid-i Aksa’nın cumartesi günleri de yerleşimcilerin girişine açılması için israil Yüksek Mahkemesi’ne taşınan talep… Bütün bunlar, tek tek ele alındığında farklı hadiseler gibi görünse de aynı istikamete yönelen bir sürecin parçalarıdır. Mescid-i Aksa’nın dini kimliğini, zaman düzenini ve mekansal kullanımını tedrici biçimde yeniden şekillendirme çabası. Asıl tehlike, atılan her bir adımın büyüklüğünden ziyade, bu adımların aynı hedef doğrultusunda birikmesidir." ifadelerini kullandı.

Yahudilikte özellikle dini törenlerde kullanılan, genellikle koç boynuzundan yapılan üflemeli bir çalgı olan şofar üflemesinin Mescid-i Aksa için arka plana dikkat çeken Ebu Zeyd, "Şofar üflenmesi, yüzlerce yerleşimcinin baskınlara katılması, Müslümanların olup bitenleri görüntüleyebilmek için gizlenmek zorunda kalması ve Mescid-i Aksa’nın cumartesi günleri de yerleşimcilerin girişine açılması talebi, aynı istikamete yönelen bir sürecin parçaları olarak değerlendirilebilir. Aksa’nın dini kimliğini, zaman düzenini ve mekansal kullanımını tedrici biçimde değiştirme çabası." dedi.

"Otuz şofar sesi: Bir hadiseden daha fazlası"

Ebu Zeyd, şunları aktardı:

"13 Eylül'de Mescid-i Aksa’da yaşananlara ilişkin bağımsız Filistin kaynaklı görüntüler uzun süre ortaya çıkmazken, israil medyasında Haham Aryeh Lipo’nun toplu öğle duası sırasında şofarı otuz kez üflediği ve daha sonra polis tarafından sorgulandığı yönünde haberler yayımlandı. Lipo, başka katılımcıların da şofar ve küçük metal borular kullandığını söyledi. Bu bilgilerin israil kaynaklarına dayandığı ve bağımsız Filistin kaynaklarınca görüntülü olarak doğrulanmadığı özellikle belirtilmelidir. Ancak iddialar doğruysa asıl dikkat çekici nokta, yeni dini uygulamaların zaman içinde görünür ve tekrarlanabilir hale gelmesidir. Bir uygulamanın önce gizlice yapılması, ardından alenileşmesi ve tekrar edilmesi, zamanla 'alışılmış uygulama' veya 'kazanılmış hak' şeklinde sunulmasının önünü açabilir. Kutsal mekanların kimliği yalnızca duvarlarıyla değil, orada hangi dini pratiklerin gerçekleştirildiğiyle de şekillenir."

Müslüman kendi mescidinde neden gizleniyor?

Yüzlerce işgalci siyonistin Mescid-i Aksa’ya girdiğini söyleyen Ebu Zeyd, "Aynı günlerde bazı Müslümanların, yerleşimci grupların faaliyetlerini görüntüleyebilmek için sözde israil polisinin dikkatinden uzak alanlarda kayıt almaya çalıştığı aktarıldı. 13 ve 14 Eylül sabahlarında Müslüman cemaat ve vakıf görevlilerinin sınırlı kaldığı, buna karşılık yüzlerce yerleşimcinin yoğun polis korumasıyla alana girdiği bildirildi. Kudüs Uluslararası Müessesesi, 13 Eylül’de 593 yerleşimcinin Mescid-i Aksa’ya girdiğini açıkladı. Buradaki mesele yalnızca sayı değildir. Bir Müslümanın kendi kutsal mekanında olup biteni belgelemek için gizlenmek zorunda kalması, Aksa’daki mücadelenin sadece 'kim içeri giriyor?' sorusundan ibaret olmadığını gösterir. Kimin rahatça hareket edebildiği, kimin ibadet biçimini genişletebildiği ve kimin yaşananları dünyaya aktarabildiği de önemlidir. Bu nedenle Aksa’daki görüntü ve bilgi akışının daralması da ayrı bir mesele olarak ele alınmalıdır. Sahadaki olayların belgelenmesi, yalnızca gazetecilik değil, hakikatin, hafızanın ve tarihi şahitliğin korunması açısından da önem taşımaktadır." şeklinde ifade etti.

"Kutsal mekan üzerindeki hakimiyet, zaman düzeniyle de ilgilidir"

Ebu Zeyd, Mescid-i Aksa için giriş saatlerinin genişletilmesi ve yeni günlerin talep edilmesi, Mescid-i Aksa’nın kullanım düzeninin aşamalı biçimde değiştirilmesi anlamına gelebildiğini ifade ederek, "Bir diğer önemli gelişme, Mescid-i Aksa’nın cumartesi günlerinde de Yahudilerin girişine açılması talebinin israil Yüksek Mahkemesi’ne taşınmasıdır. Mahkemenin 16 Eylül’de ele aldığı başvuruya sözde israil Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir’in destek verdiği ve Binyamin Netanyahu’ya bu yönde talepte bulunduğu bildirildi. israil devletini temsilen savcılık ise konunun yüksek hassasiyeti nedeniyle siyasi makamların görüşünün beklenmesini istedi. Dolayısıyla talep henüz kesin biçimde reddedilmiş değildir. Bu gelişme yalnızca haftalık ziyaret takvimine yeni bir gün eklenmesi olarak görülmemelidir. Çünkü kutsal mekan üzerindeki hakimiyet, zaman düzeniyle de ilgilidir. Giriş saatlerinin genişletilmesi ve yeni günlerin talep edilmesi, Mescid-i Aksa’nın kullanım düzeninin aşamalı biçimde değiştirilmesi anlamına gelebilir. Ben-Gvir’in cumartesi talebini 'egemenliğin tedricen tesis edilmesi' anlayışıyla ilişkilendirmesi de konunun yalnızca din özgürlüğü çerçevesinde değil, egemenlik tartışması bağlamında da ele alındığını göstermektedir." diye konuştu.

Mescid-i Aksa meselesinde yalnızca bugünkü olaya değil, gelişmelerin birlikte nereye doğru ilerlediğine de bakılması gerektiğini belirten Ebu Zeyd, "Son gelişmeler birlikte değerlendirildiğinde üç farklı alan öne çıkmaktadır: Şofar ve toplu dualar: Dini ritüellerin niteliği ve görünürlüğü. Cumartesi talebi: Mescid-i Aksa’nın zaman ve kullanım düzeni. Müslümanların hareket ve görüntü alma imkanları: Mekan üzerindeki fiili mevcudiyet ve şahitlik. Bu alanlardaki değişikliklerin aynı yönde ilerlemesi, tek tek olayların ötesinde daha kapsamlı bir dönüşüm ihtimalini gündeme getirmektedir. Tedrici değişimin en önemli özelliği, büyük sonucu küçük adımlara bölmesidir. Bugün istisna gibi görünen bir uygulama, tekrarlandıkça alışılmış hale gelebilir; alışılmış uygulamalar da zamanla kalıcı bir hak iddiasının temelini oluşturabilir. Bu nedenle Mescid-i Aksa meselesinde yalnızca bugünkü olaya değil, gelişmelerin birlikte nereye doğru ilerlediğine de bakmak gerekir." dedi.

"Müslümanların ortak mukaddesatından biridir"

Ebu Zeyd, Mescid-i Aksa’nın korunması için siyasi, hukuki, ilmi, medyatik ve toplumsal araçları bir araya getiren sürekli bir mekanizmaya ihtiyaç duyulduğunu ifade ederek, "Eğer sahada siyaset, polis, yargı, örgütlü aktivizm ve medya birbirini tamamlayan bir hareketlilik içerisindeyse, buna yalnızca her olaydan sonra yapılan açıklamalarla cevap vermek yeterli midir? Mescid-i Aksa’nın korunması için siyasi, hukuki, ilmi, medyatik ve toplumsal araçları bir araya getiren sürekli bir mekanizmaya ihtiyaç vardır. Yeni ritüeller, giriş kısıtlamaları, uzaklaştırma kararları, zaman değişiklikleri ve vakıf yetkilerine yönelik müdahaleler ayrı ayrı belgelenmeli; aynı zamanda bunların birbirleriyle bağlantısı da takip edilmelidir. Profesyonel bir belgeleme ağı oluşturulması, elde edilen materyallerin uluslararası hukuk ve diplomasi alanına taşınması ve Kudüs İslami Vakıfları’nın tarihi ve idari rolünün korunması bu sürecin önemli unsurlarıdır. Ürdün, Kudüs İslami Vakıfları ile olan tarihi ve idari bağı nedeniyle özel bir sorumluluğa sahiptir. Ancak Mescid-i Aksa’nın korunması yalnızca Ürdün’ün, Filistinlilerin veya Kudüslülerin sorumluluğu olarak görülmemelidir. Mescid-i Aksa, Müslümanların ortak mukaddesatından biridir." şeklinde belirtti.

"Birkaç yıl sonra nasıl bir Mescid-i Aksa ile karşı karşıya kalacağız?"

Mescid-i Aksa için bugün gerekli olan, bir sonraki büyük ihlali beklemek değil, çok yönlü bir irade ortaya koymak olduğunu söyleyen Ebu Zeyd, şunları aktardı:

"Bugün yapılabilecek en büyük hata, harekete geçmek için tek ve büyük bir değişiklik beklemektir. Büyük dönüşümler her zaman tek bir karar veya dramatik olay şeklinde ortaya çıkmaz. Bir dua, bir şofar, eklenen süreler, yeni bir gün, bir uzaklaştırma kararı, kısıtlanan bir kamera veya daraltılan bir vakıf yetkisi gibi küçük görünen adımlar zamanla bir bütünü oluşturabilir. Bu nedenle mesele yalnızca şofarın otuz kez üflenmesi ya da cumartesi günlerinin açılması değildir. Müslümanların görüntü alabilmek için gizlenmesi de tek başına bütün tabloyu açıklamaz. Asıl mesele, bu gelişmelerin birbirine bağlandığı istikamettir. Mescid-i Aksa’yı korumak, yalnızca kubbelerini, duvarlarını ve kapılarını korumak değil, onun İslami kimliğini, ibadet düzenini, zamanını, mekansal bütünlüğünü, vakıf otoritesini, Müslümanların fiili mevcudiyetini ve yaşananları dünyaya aktarabilecek şahitleri de korumaktır. Bu sebeple sorulması gereken soru yalnızca 'Bu hafta Mescid-i Aksa’da ne oldu?' değildir. Her hafta biraz daha değişen bu tabloya karşı yaklaşımımız değişmezse, birkaç yıl sonra nasıl bir Mescid-i Aksa ile karşı karşıya kalacağız? Mescid-i Aksa için bugün gerekli olan, bir sonraki büyük ihlali beklemek değil, küçük görünen adımların hangi büyük dönüşümü hazırladığını şimdiden görmek ve buna karşı sürekli, kurumsal ve çok yönlü bir irade ortaya koymaktır."

Prof. Dr. Ebu Zeyd: Mescid-i Aksa adım adım dönüştürülüyor, ümmet tehlikenin boyutunu görüyor mu?

Prof. Dr. Ebu Zeyd: Mescid-i Aksa adım adım dönüştürülüyor, ümmet tehlikenin boyutunu görüyor mu?

Kaynak:İLKHA

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.