Sosyal kaygıyı fark etmeden artıran alışkanlıklara dikkat

Sosyal kaygıyı fark etmeden artıran alışkanlıklara dikkat
Telefona sığınmak, sosyal ortamlarda grubun kenarında durmak, kısa cevaplar vermek ve kişinin kendisini sürekli kontrol etmesi gibi alışkanlıkların, kısa vadede rahatlatıcı olsa da sosyal kaygıyı zamanla artırabileceği belirtiliyor.

Yeni insanlarla tanışmak, kalabalık ortamlara girmek veya iş görüşmesine katılmak birçok kişi için belirli ölçüde heyecan ve kaygı oluşturabiliyor.

Ancak bu durum kişinin eğitimini, iş hayatını, ilişkilerini veya günlük yaşamını ciddi şekilde etkilemeye başladığında sıradan çekingenliğin ötesinde bir sorun haline gelebiliyor.

Sosyal kaygı yalnızca utangaçlık değil

Uzmanlara göre sosyal kaygı, kişinin başkaları tarafından yargılanacağı, küçük düşeceği veya olumsuz değerlendirileceği düşüncesiyle sosyal ortamlarda yoğun korku yaşaması şeklinde ortaya çıkabiliyor.

Sosyal kaygı yaşayan kişiler yalnızca iletişim kurmakta zorlanmıyor, aynı zamanda dikkatlerini sürekli kendi davranışlarına yöneltebiliyor.

Konuşma sırasında nasıl göründüğünü, sesinin veya davranışlarının nasıl algılandığını sürekli düşünmek kaygıyı artırabiliyor.

Bazı alışkanlıklar kaygıyı güçlendirebiliyor

Kişinin kendisini rahatlatmak amacıyla yaptığı bazı davranışların uzun vadede sosyal kaygıyı besleyebileceği belirtiliyor.

Sessiz kalmak, kısa cevaplar vermek, telefonla ilgilenerek iletişimden kaçmak, sürekli güvendiği bir kişinin yanında durmak ve grubun kenarında kalmak bu davranışlar arasında yer alıyor.

Ayrıca kişinin konuşacağı cümleleri zihninde tekrar tekrar kontrol etmesi, yalnızca kendisini güvende hissettiği konulardan bahsetmesi ve göz teması kurmaktan kaçınmasının da benzer şekilde kaygıyı sürdürebileceği ifade ediliyor.

Telefon kullanımı ve sosyal izolasyon etkili olabiliyor

Akıllı telefonların günlük hayatın merkezine yerleşmesi ve uzaktan çalışmanın yaygınlaşması, yüz yüze sosyal etkileşimlerin azalmasına neden olabiliyor.

Uzmanlar, telefon kullanımının veya uzaktan çalışmanın tek başına sosyal kaygı bozukluğuna yol açmadığını, ancak sosyal temasın azalmasının bazı kişilerde sosyal becerilerin daha az kullanılmasına neden olabileceğini belirtiyor.

Sosyal ortamlardan uzak durmak kısa vadede kişiyi rahatlatırken, uzun vadede yeniden sosyal ortamlara girmeyi daha zor hale getirebiliyor.

Sosyal ortam sonrası düşünceleri tekrar tekrar değerlendirmemek gerekiyor

Sosyal kaygının yalnızca olay sırasında yaşanmadığı, kişinin ortamdan ayrıldıktan sonra yaşananları sürekli zihninde değerlendirmesinin de kaygıyı artırabileceği belirtiliyor.

Konuşmada yapılan küçük bir hatayı saatlerce düşünmek, karşıdaki kişinin yüz ifadesini olumsuz yorumlamak veya söylenen bir cümleyi defalarca analiz etmek kaygının etkisini uzatabiliyor.

Uzmanlar, kişinin sosyal ortam sonrasında kendisini sürekli yargılamak yerine yaşananları daha tarafsız değerlendirmesini öneriyor.

Profesyonel destek önemli

Sosyal kaygının kişinin eğitimini, iş hayatını, ilişkilerini veya günlük yaşamını belirgin şekilde etkilemesi halinde profesyonel destek alınması öneriliyor.

Bilişsel Davranışçı Terapi'nin sosyal kaygıda kullanılan temel yaklaşımlardan biri olduğu, kişinin olumsuz düşüncelerini fark etmesine ve bunlara eşlik eden davranışlarını değiştirmesine yardımcı olabildiği belirtiliyor.

Sosyal ortamlardan sürekli kaçınma, yoğun korku ve olay sonrasında bitmeyen düşünce döngülerinin yaşamı kısıtlaması halinde bir ruh sağlığı uzmanına başvurulması tavsiye ediliyor.

Kaynak:İLKHA

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.