Tarihçi-Yazar Özmen: Bugün medrese ile dijital dünyayı yan yana getirme vaktidir
Alimler ve Medreseler Birliği (İTTİHADUL ULEMA)'nın geleneksel hale getirdiği "Alimler Buluşması"nın bu yıl 11'ncisi Diyarbakır'da gerçekleştirildi. Selahaddin Eyyubi Camii Konferans Salonu'nda yapılan ve alimlerin önemli mesajlar verdiği son oturumda Tarihçi-Yazar Mehmet Emin Özmen, "Çağın İhtiyaçlarına Göre Davetçi Yetiştirmede Metot: Mevlana Halid Şehrezûri Örneği" başlıklı bir sunum yaptı.
Tarihi bir karakter üzerinden günümüz Müslüman davetçilerine ufuk açıcı bir perspektif sunan Özmen; Mevlana Halid’in irşad metotları, tekke ve medrese birlikteliği, bağımsızlık anlayışı ve dijital çağda tebliğ yöntemleri üzerine önemli değerlendirmelerde bulundu.
Mevlana Halid’in keramet eksenli bir tarikat anlayışı yerine istikameti ve sünnete bağlılığı merkeze alan yeni bir tecdit hareketi başlattığını vurgulayan Özmen, şunları kaydetti:
"Mevlana Halid, kendi zamanında daha çok batıni veya keramet eksenli vasıflar gösteren tarikat anlayışının önüne geçerek yeni bir anlayış getirmiştir. Bu çerçevede irşad için keramet göstermenin gerekmediğini, en önemli kerametin istikamet olduğunu söylemiştir. Bu çerçevede yazdığı mektuplarda irşad ehlinin görevlerini yerine getirirken kerametin şart olmadığını şu şekilde gerekçelendirir: 'Saydığım bu vasıflar zikri telkin, marifeti tarif ve kulları irşat için kâfi değil midir? Yoksa bütün bunlarla birlikte insanların meşayıh-ı kiramdan istedikleri suda yürümek, havada uçmak, gaipten bir şeyler vermek gibi harikulade işler ve hissi kerametler gösterilmesi mi şarttır? Halbuki önceki ve sonraki büyüklerin ve keşif ehlinin ittifakla bildirdiklerine göre keramet gibi şeyler mürşidin irşadı için şart değildir. Onsuz da olur.' Mevlana Halid-i Bağdadi’nin tespiti şöyledir: 'Cenab-ı Hak’tan bizler ve sizler için istikametin devamını dileriz. İstikamet sebeplerini tahsil etmek için bütün gayretlerinizle çalışınız. Zira istikamet bin kerametten daha hayırlıdır.'"

"Mevlana Halid, medrese ile tekkeyi birleştirerek yeni bir çığır açtı"
Mevlana Halid’in ilmî derinliği ile tasavvufu harmanlayarak ümmetin her tabakasına ulaştığını aktaran Özmen, "Mevlana Halid medrese kökenli bir insandı ve ilmî seviyesi yüksekti; fakat gönlündeki boşluğu doldurmak için tasavvuf yoluna girmişti. Şah Abdullah-ı Dehlevî’den beş tarikatta halifelik aldıktan sonra dönüp yaptığı en önemli iş, medresenin yanına bir dergâh kurmak ve bu şekilde yeni bir çığır açmak olmuştur. O, tasavvuf ile ilmi birleştirme gayreti içinde olup bu konuda muvaffak olmuş bir şahsiyettir. İlim ve medreseyi, bir başka deyişle tekke ile medreseyi birleştirmesi ve bunu yaparken ehlisünnet düşüncesine sıkı sıkıya bağlı olması en dikkat çekici yönüdür. Medrese ve tekkenin birleşiminden meydana gelen irşat anlayışı; medreseler vasıtasıyla ilim camiasına, tekkeler vasıtasıyla da avam tabakasına hitap etmiştir. Bu sayede âlim ile avamı bir araya getirerek İslam’ın yaygınlaşması ve halk nezdinde yaşanılır bir hale gelmesi hususunda ön açıcı bir rol oynamıştır." ifadelerini kullandı.
"Halktan kopmamak ve bağımsızlığı korumak için devlet ricalinden uzak durdu"
Halk nezdindeki itibarın ve bağımsızlığın korunması adına idarecilerle mesafe konulmasının önemine değinen Özmen, konuşmasını şöyle sürdürdü:
"Yine kendisinin devlet ricali ile neredeyse hiç ilişki kurmaması hususunda son derece hassas olduğunu görmekteyiz. Hediye kabul etmemeleri, kendi imkânlarıyla kavrulmaları ve devlet ricalinin sofrasına oturmamaları, onları halk nezdinde daha çok itibar sahibi yapmıştır. Mevlânâ Hâlid’in talebelerine gönderdiği mektuplardan anlıyoruz ki kendisi: 'Padişahlara, emirlere, kumandanlara ve onların yardımcılarına katılmayın. Sohbetlerinde bulunmayın. Onlara iltifat etmeyin. Çünkü sizler onları ıslah edecek kuvvete sahip kişiler değilsin.' demekle bu hususta kararlı ve hassastır. Bu tavır halktan kopma endişesi ve bağımsızlığı koruma düşüncesinden doğmuştur. Eğer devlet ricalinin yanında yer alsalardı, verdikleri fetvalar veya uygulamalar siyasi iktidarın ekseninde kalacak; bu da mazlum halk kitlelerini anlamalarını ve onların sorunlarına yeterince eğilmelerini engelleyecekti."

"Bugün medrese ile dijital dünyayı yan yana getirme vaktidir"
Konuşmasının son bölümünde bugünün dünyasına ve davet metodolojisine değinen Özmen, sosyal medyanın gücünün yadsınamayacağını ancak birebir eğitimin yerini tutamayacağını belirterek sözlerini şöyle tamamladı:
"Bugün de yeni bir kapının eşiğindeyiz. Artık yeni şeyler söylemek gerektiğinin hepimiz farkındayız. Nitekim Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî’nin, 'Dün dünle beraber gitti cancağızım, ne kadar söz varsa düne ait, şimdi yeni şeyler söylemek lazım.' mısralarında ifade ettiği gibi, yeni bir söylem geliştirmenin vakti gelmiştir. İçinde bulunduğumuz çağ dijital bir çağdır ve sosyal medyanın etkinliği ortadadır. Dolayısıyla medrese ile dijital dünyanın yan yana gelmesinin vaktidir. Ayrıca tecdit hareketlerinin artık yüz yılda bir değil, çok daha seri bir şekilde gerçekleşmesi gerektiği kanaatindeyiz. Teknoloji çağında sosyal medya ve dijital mecralar üzerinden geniş kitlelere ulaşmak önemli bir fırsat gibi görünse de bu iletişimin soğuk bir yapısı olduğu, yüz yüze, diz dize, göz göze ve gönülden gönüle yapılan eğitim kadar derin bir tesir oluşturmadığı aşikârdır. Mevlânâ Hâlid birebir talebe yetiştirdi. Üstad Bediüzzaman talebe yetiştirdi. Bölgemizin son dönem davetçileri talebe yetiştirdi. Bugün ise sosyal medya mecralarında gerçek anlamda talebe yetişmemektedir. Özetle; geçmişte medresede âlim ve talebe yetiştiren Mevlânâ Hâlid, dergâhta avam tabakasını irşat etmiştir. Bugün de medreselerde ve eğitim yuvalarında nitelikli kadrolar ile âlimler yetiştirilmeye devam edilmeli; geniş halk kitlelerinin aydınlatılması ve irşadı noktasında ise sosyal medya ve dijital imkânlar birer vasıta olarak değerlendirilmelidir."


Kaynak:İLKHA

Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.