Zekât ve fitre bilinci Ramazan ayında yeniden gündemde
İl Müftü Yardımcısı İbrahim Halil Aslan, Ramazan ayının infak, yardımlaşma ve manevi arınma ayı olduğunu belirterek Müslümanların bu mübarek zamanı fırsata çevirmesi gerektiğini ifade etti.
Aslan, fıtır sadakasının Hanefi mezhebine göre vacip bir ibadet olduğunu vurgulayarak nisap miktarı mala sahip olan herkesin kendisi ve bakmakla yükümlü olduğu kişiler adına fitre vermesi gerektiğini söyledi.
2026 yılı için belirlenen fitre miktarının asgari tutar olduğunu dile getiren Aslan, yurt dışında yaşayan Müslümanların bulundukları ülkenin ekonomik şartlarına göre fitre vermelerinin daha uygun olacağını kaydetti.
Zekât ve infak kavramları arasındaki farklara da değinen Aslan, Ramazan ayında yardımlaşmanın toplum açısından büyük önem taşıdığını, zekât ve fitrelerin güvenilir kurumlar aracılığıyla da verilebileceğini belirtti.
İLKHA muhabirine konuşan Şanlıurfa İl Müftü Yardımcısı İbrahim Halil Aslan, Ramazan ayının yalnızca oruç ayı değil aynı zamanda yardımlaşma, paylaşma ve manevi arınma ayı olduğunu belirtti.
“Ramazan, infak ve manevi arınma ayıdır”
Ramazan ayının yardımlaşma dayanışma ve paylaşma ayı olduğunu dile getiren Aslan, “Bizleri yoktan var eden, varlığından haberdar eden ve bizleri güzel, bereketli bir aya kavuşturan Yüce Rabbimize sonsuz hamdü senalar olsun. Ramazan ayı infak ayı, tefekkür ayı, sadaka ayı, zekât ayı, namaz ayı, oruç ayı; bütün ibadetlerin, güzelliklerin ve İslami düşüncenin kesiştiği en güzel anlardan birisi Ramazan ayıdır. Hiç şüphesiz Diyanet İşleri Başkanlığı her yıl Ramazan ayında bir tema belirler ve Ramazan ayı o tema çerçevesinde konuşmalar, programlar, vaazlar ve hutbelerle şekillenir. Bu yılın Ramazan ayı teması ise ‘Ramazan, cami ve hayat’ ekseninde şekillenmiştir. Dolayısıyla bizim Diyanet mensupları olarak bizler de Ramazan ayı boyunca Ramazan’ı, camiyi ve cami ile hayatın ilişkisini Ramazan eksenli kürsülerden, televizyon programlarından konuşmaya çalışacağız. Tabii Ramazan ayı infak ayıdır. Ramazan ayı gelince bir evin buruk olarak Ramazan ayını geçirmesi, Müslümanların o sosyal dengeyi muhafaza etme açısından doğru olmaz. Dolayısıyla Allah Celle Celalühü, Peygamber aleyhissalatu vesselam kendi emirleri ile uygulamalarıyla bu ayda infak kültürünün, sadaka kültürünün, zekât kültürünün, fitre kültürünün gelişmesi için bizim hayatımıza dokunuşları söz konusudur. Yani Ramazan ayında her evde bir aş olabilsin diye, kimsenin gönlü kalmasın diye özellikle bizim Müslüman kardeşlerimiz Ramazan ayında kendi infaklarını, sadakalarını, zekâtlarını ve vacip olan fıtır sadakalarını bu ayda vermiş olurlar. Dolayısıyla Ramazan ayı aynı zamanda infak ayıdır, fitre ayıdır, zekât ayıdır. Şimdi genelde Müslüman kardeşlerimiz Ramazan ayında zekâtlarını verdikleri için bazen ister istemez akıllarına soru takılabiliyor, soru işaretleri oluşabiliyor. Ramazan’da zekâtı vermenin hükmü nedir diye sorulacak olursa eğer kişinin zekât yılı Ramazan ayında doluyorsa bu durumda zekâtını Ramazan ayında vermesi gerekir veya Ramazan ayından itibaren o farz gerçekleşmiş olur. Fakat bu müvesseh olan, geniş zamana yayılan bir farzdır; yani o tarihten itibaren vermeye başlar. Tabii evla olan, farzın vuku bulduğu ilk anda eda edilmesi uygun olanıdır. Nasıl ki bizler namaz vakti girdiği zaman vaktin ilkinde namazlarımızı eda etmeye gayret gösteriyorsak, aynı şekilde zekât ibadetinde de vakit girdiği gibi o zekât ibadetini gerçekleştirmek evla olandır. Bazen durum müsait olmayabiliyor veya farklı fakirler beklenebiliyor. Onun için geniş zamana yayılabilir. Şunu özellikle ifade edeyim: Ramazan’da zekât kişinin durumuna göre değişir. Eğer zekât yılı dolmuş ise zaten farzdır, verilmesi gerekir. Bu geniş zamana yayılan bir farz söz konusudur.” şeklinde konuştu.
“Fıtır sadakası nisap sahibi her Müslümana vaciptir”
Fıtır sadakasının peygamber efendimizin sünneti olduğunu belirten Aslan, “Bir de fıtır sadakası var. Fıtır sadakası vacip olan Hanefi mezhebine göre bunu ifade ediyorum vacip olan bir ibadettir. Peygamber aleyhissalatu vesselam’ın hadisinde geçen, kişinin orucunda belki bir yanlışlık, eksiklik, sıkıntı olabilir düşüncesiyle bunun tedariki için Peygamber aleyhissalatu vesselam fıtır sadakasını, o eksiğini kapatmak için uygun düşer. Nasıl ki bizler namaz ibadetinde bir yanlışlık yaptığımız zaman onu sehiv secdesi ile kapatıyorsak, o açığı aynı şekilde Ramazan ayında tutulan orucun açığını da fıtır sadakası ile karşılamak veya gidermek Peygamber aleyhissalatu vesselam’ın sünnetidir. Hanefi mezhebi bunu vacip olarak ele almıştır. Dolayısıyla nisap miktarı mala sahip olan, dinen zengin sayılabilecek nisap miktarı mala sahip olan herkesin kendisi ve bakmakla yükümlü olduğu kişilerin yerine bu Ramazan ayında fıtır sadakasını vermesi vaciptir. Kimlere verilir diye sorulacak olursa zekâtın verildiği yerlere fıtır sadakası da verilir. Yani diyelim ki kişi alt soya veremez, üst soya veremez; diyelim ki karı kocalar birbirlerine veremezler ama bunun dışında bütün herkese, yeter ki fakir olsun, nisap miktarı mala sahip olmasın; bütün fakir, miskin, düşkünlere ve yolculara, yolda kalmış olup da yanında mal varlığı bulunmayan insanlara yani Kur’an-ı Kerim’de zikredilen o yedi sınıf insana verilebilir. Yani kısacası zekâtın verileceği yerlere fıtır sadakası da verilebilir.” ifadelerini kullnadı
“Fitre miktarı belirlenirken bulunulan ülkenin şartları esas alınmalı”
Mali ibadetlerde fakirler gözetilerek miktarın belirtilmesi gerektiğini söyleyen aslan, “Bir diğer husus, baktığımız zaman fitre miktarının belirlenmesi ile alakalı bir durumdur. Günümüzde Türkiye şartlarında bir kişinin günlük ihtiyacı baz alınarak fıtır sadakası belirlenmekte; 2026 yılı için belirlenen fıtır sadakası miktarı 240 TL olarak belirlenmiş Türkiye şartlarında, yani sabah akşam bir kişinin gıda ihtiyacının giderilmesi. Tabii bu belirlenen rakam özellikle altını çizerek bunu ifade edeyim bu alt rakamdır; yani kişinin eğer maddi durumu iyidir, zengindir, bu rakamı daha da yukarılara taşıyabilir ama kişi mükellef ise asgari olarak bunu verdiği zaman o mükellefiyetten kurtulmuş olur. Dolayısıyla bizler verdiğimiz zaman veren kişinin aslında bulunduğu bölgeye göre değerlendirilmesi gerekir. Zaman zaman duyuyoruz Avrupa’dan fıtır sadakasını ülkemize gönderen vatandaşlarımız var. Bu Avrupa’daki vatandaşların yerel şartları, bulundukları ülkeyi göz önünde bulundurarak vermeleri gerekir; yani oradaki DİTİB, yani Diyanet İşleri Başkanlığı’nın oradaki teşkilatı fıtır sadakası miktarı neyi ifade ediyorsa, neyi belirtmiş ise ona göre vermesi evla olanıdır. Bazen diyelim ki paranın değer kaybı veya değer yüksekliğinden dolayı Türkiye’ye gönderiliyor veya başka mağdur olan coğrafyalara gönderiliyor, daha düşük bedeller gönderiliyor; bu doğru bir şey değildir, etik olan değildir. Mali ibadetlerde sürekli fakir gözetilerek bu miktar belirlenir; bunu özellikle ifade etmiş olalım. Yani mali ibadetlerde fakirin lehine sürekli fetva verilir. Burada da zengin birisi fıtır sadakasını verecekse bulunduğu yerdeki fıtır sadakasının miktarını vermekle mükelleftir. Karşı tarafın bulunduğu yerdeki fıtır sadakası daha düşük de olabilir, önemli değil; önemli olan kişinin eda ettiği yerin fıtır sadakasının miktarıdır. Ha şöyle bir durum olabilir: kişi başta Avrupa’dadır, Amerika’dadır, zengin bir ülkede yaşıyordur; ardından fakir bir ülkeye göç ettiği zaman o vacip miktarı bayram namazını geçirdiği o bulunduğu yer baz alınabilir. Yani Ramazan’ın son on gününü geçirdiği bir yer varsa veya son günlerinde bayram namazını geçirdiği bir yer varsa orasını baz alabilir ama onun dışında bulunduğu ülkenin fıtır sadakasını baz almakla mükelleftir. Özellikle bizi izleyen veya takip eden izleyicilerimize, dinleyicilerimize bunu iletmiş olalım.” diye konuştu.
“Zekât ve infak farklı ibadetlerdir, yardımlar güvenilir yollarla ulaştırılmalı”
Ramazan ayında yardımlaşmanın toplum açısından çok önemli olduğunu belirten Aslan, “Zekât ile infak arasında ne gibi farklar vardır? Halk arasında en fazla yapılan yanlış yorumlamalardan birisidir. Şunu ifade edelim: infak genel bir kavramdır, sadakayı ifade eder; yani sizin zekât miktarı dışında belirlemiş olduğunuz, vermiş olduğunuz her hayır, her yardım bir infaktır ama zekât ise yılın belli dönemlerinde belirli miktarlarla verilen, mali yükümlülüğü olan, yerine getirilmediği zaman günah olan bir ibadettir. Bunun dışında Kur’an-ı Kerim’de zekât ayetlerinin dışında infak ayetleri de çokça geçmektedir. Nitekim zekât farz olmadan önceki dönemlerde infak ayetleri hükmü vardı. Dolayısıyla bu infak ayetlerine göre kişinin kendi durumunu baz alarak imkân ölçüsünde harcamaktır, fakire verebilmektir fakat zekât ayetiyle beraber o mali olan ibadet farzı miktara bağlanmış olduğu, ona da nisap miktarı olarak özellikle fıkıh veya ilmihal kitaplarına vakıf olan hocalarımız bunu görmüş olabilirler. Ramazan ayında yardımlaşma toplum açısından çok değerli, çok kıymetli bir değerdir. Bizler Ramazan ayında kendimize geliriz. Ramazan ayı bir çek ayıdır; kişinin kendisini gözden geçirmesi, toplumun kendisini gözden geçirmesi, fakir fukarayı gözetmek, gıda kolileri ile toplumsal bir dayanışmanın zirveye ulaştığı nadir zaman dilimlerinden birisidir. Dolayısıyla bizler de imkânı ölçüsünde kendimizi fakiri görerek ve fakiri küçük düşürmeyerek, onurunu zedelemeyecek şekilde fakirin durumunu göreceksin, bileceksin, elinle gidip yardım yapacaksın.” ifadelerine yer verdi.
“Güvendiğiniz kurumlara fıtır sadakası ve zekatlarınızı verebilirsiniz”
Verilen yardımlarda önemli olan hususun yerine ulaşıp ulaşmadığı olduğunu dile getiren Aslan, “Şimdi şöyle sorular da soruluyor: Kıymetli hocam, bugün günümüzde kurumlar var; bu kurumlar aracılığıyla verdiğimiz zekât veya fitreler geçerli değil midir veya neyi tavsiye edersiniz? Elbette güvenilir olan kurumlar sizin vermiş olduğunuz vekâlet aracılığıyla muhatap kesime, yani hak eden muhatap kesime ulaştırabiliyorsa sizin şahsi olarak verebileceğiniz gibi vekâlet yoluyla kurumlar aracılığıyla da sizler zekâtınızı veya fıtır sadakanızı verebilirsiniz. Siz yeter ki o kuruma güvenin, kurum da size güven versin ve sizin vekâletinizi alsın. Burada dikkat edilmesi gereken husus şu: özellikle zekât ve fitre hesaplarının genel bağış hesaplarından farklı olması gerekir. Çünkü genel bağış hesaplarıyla zekât ve fitre hesapları aynı olduğu zaman harcanan veya diyelim yardım ulaştıracağı muhatap farklı olabilir; bazen zengine de yardım gidebilir. Bu durumda sizin fıtır sadakanız veya zekâtınız yerine ulaşmamış olabilir ama hesaplar ayrı olduğu zaman bu zekât hesabıdır veya bu fitre hesabıdır şekliyle bir hesap oluşturulmuş ise o fitre hesabı mutlaka muhatap kesime, yani iletilen şahsın dini açıdan fakir olmak zorunluluğu söz konusu; bu zorunluluğu yerine getirmediği zaman dinen ilgili kurum vebal altındadır. Bunun da böyle bilinmesi gerekir. Bir diğer husus, kurum seçme işi; yani hangi kuruma bizler fitrelerimizi, zekâtlarımızı verelim hususu söz konusudur. Kıymetli kardeşlerim, size güven veren, güvenli olduğunu beyan eden, özellikle denetimi sık sık yapılan, denetlenen, devlet tarafından da kontrol edilebilen, teftiş geçiren yardım kuruluşlarını bizler tavsiye ediyoruz. Elbette sizler yine kendi fıtır sadakalarınızı kurum kuruluşlara vereceğiniz gibi şahısları kendinize vekil tayin ederek de verebilirsiniz. Burada önemli olan benim fıtır sadakamın veya zekâtımın yerine ulaşması meselesidir. Bu da aracı olan kişiye veya kuruma bağlıdır. Dolayısıyla sizin fitreleriniz veya zekâtlarınız yerine ulaşmaz ise, size bunun haberini alsanız, tekraren bu fıtır sadakanızı ve zekâtınızı vermeniz gerektiğini de hatırlatmak isteriz. Onun için burada taraf olan kurum veya kuruluşların son derece güvenli olması, toplum tarafından güvenilir olarak bilinmesi önem arz etmektedir. Şimdiden Ramazan ayınızı tebrik eder, hayırlı bir şekilde Kadir Gecesi’ne ulaşıp bayramda hep birlikte bayram edebilmeyi cümlemize Allah nasip ve müyesser eylesin diyoruz.” dedi.


Kaynak:İLKHA
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.