Ankara İnanç Özgürlüğü Platformu’ndan Azerbaycan’a başörtüsü yasağı tepkisi
Azerbaycan’da başörtülü öğrenci ve öğretmenlerin okullara girişlerinin engellendiğine ilişkin görüntülere tepki gösteren Ankara İnanç Özgürlüğü Platformu, basın açıklamasıyla yaşanan mağduriyetlere dikkat çekti. Azerbaycan’ın Ankara Büyükelçiliği önünde yapılması planlanan basın açıklaması, polis engeli nedeniyle yaklaşık 1 kilometre uzaklığında gerçekleştirildi. Büyükelçiliğe giden tüm yollar polis tarafından kapatıldı.
Basın açıklaması öncesi Ankara İnanç Özgürlüğü Platformu İstişare Kurulu Üyesi ve Asma Köprü Uluslararası Öğrenci Derneği Başkanı Hanefi Sinan ile Özgür-Der Ankara İl Başkanı Yasemin Öğüt bire konuşma yaptı.
Daha sonra Ankara İnanç Özgürlüğü Platformu adına basın açıklaması MAZLUMDER Yönetim Kurulu Üyesi Esra Özer Duru tarafından okundu.
"En temel insan hakkımızı kullanmamız engellendi"
Ankara İnanç Özgürlüğü Platformu İstişare Kurulu Üyesi ve Asma Köprü Uluslararası Öğrenci Derneği Başkanı Hanefi Sinan, "İnanç Özgürlüğü Platformu uzun senelerdir inanca dair yapılan bütün baskı ve zulümlere karşı tavrını ortaya koydu ve bununla ilgili alan çalışmalarımızdan, akademik çalışmalara kadar birçok konuda pozisyon aldı. Bugün de burada küresel anlamda Azerbaycan özeline indirgenmiş bir zulmü telin etmek, protesto etmek ve bu yanlıştan geri dönmek için pozisyon almış olduk. Ancak konuşmama daha farklı başlayacaktım, maalesef şunu ifade etmek istiyorum: İnanç özgürlüğü ve en temel insan haklarına yönelik baskılar henüz ülkemizde de sağlıklı bir noktaya gelmediğini görüyoruz maalesef. Bulunduğumuz noktadan yaklaşık 1 kilometre uzakta Azerbaycan büyükelçiliği ve en doğal anayasal hakkımızı, en doğal insan hakkımızı bu şekilde mevcut 1 kilometre geride sesimizi oraya duyurmaya çalıştığımız bir noktaya getirildik. Bu konuyu kınıyorum. Bu tavır kime aitse bu tavır bizi ve Ankara'daki inanca dair hassasiyeti olan herkesi üzdüğünü ve bu tavra karşı da bizim mutlaka söyleyecek sözümüz olduğunu ifade etmek istiyorum." dedi.

"Yüzümüzü, elimizi ve kalbimizi Gazze’den çekmedik"
Sinan, "Bugün burada biz küresel emperyalistlerin ortaya koymuş olduğu özelde Müslümanlara genelde de dünya insana dair ortaya koymuş oldukları zulmü kınamak için bir araya geldik ama ülkemizde bu konuda daha alacak çok mesafemiz olduğunu gördük maalesef. Bütün dünya Gazze'de zalim siyonist terör örgütünün yapmış olduğu zulme odaklandığı bir noktada bir anda dünyada bu zulmün, bu kendiliğinden oluşmuş bir süreç değil. Bir anda küresel emperyalistler İran'a yapmış oldukları saldırıyla akabinde Hürmüz ve Aden Körfezi'ne yönelik gündem değişikliğiyle Gazze'yi bir anda unutmuş olduk. Akabinde dünyada farklı alanlarda da yeni krizler üretilerek bunlardan bir tanesi de Azerbaycan'da bu kriz vesilesiyle gündem tamamen Gazze merkezli olmaktan çıkıp farklı alanlara doğru maalesef kayıyor. Şunu küresel emperyalistler bilmesi gerekiyor ki biz yüzümüzü, elimizi, gözümüzü, kalbimizi Gazze'den çekmedik." ifadelerine yer verdi.
"İnanca yönelik baskılar bağımsızlıkla bağdaşmaz"
Bugün 18 Ekim 2026 olduğunu ve bugünün Azerbaycan'ın bağımsızlık günü olduğunu hatırlatan Sinan, devamında şunları aktardı: "Ama maalesef Azerbaycan geçmişte komünist idarelerin inanca dair baskı ve zulümlerinden kurtulduğunu ifade ediyor. Ama geldiğimiz noktada küresel emperyalistler eliyle bu seferlik tekrar inanca dair baskı ve zulümleri, inanca dair yasakları komünizmden kapitalizme, komünizmden emperyalizme transfer ettiklerini görüyoruz. Bu tavır bağımsızlıkla paralel bir tavır olması düşünülemez. Geçmişte Rusya'nın baskılarıyla yapılan zulüm, bugün küresel emperyalist ve siyonizmin baskılarıyla yapılan bir zulme dönüştü. Bu fotoğraf bağımsızlık fotoğrafı olamaz.
Bağımsız bir şekilde yeryüzüne bağımsızlığını kutladığını ne kadar söylemiş olsa da yeryüzündeki insanlık nezdinde ve vicdan sahipleri nezdinde bağımsız olduğu kabul edilemez. Bu çerçevede şunu açık ve net bir şekilde söylemek istiyoruz: Azerbaycan büyükelçiliğine 1 kilometre uzakta olsak da, Azerbaycan devletine 2 bin kilometre uzakta olsak da sesimizi onlara her platformda duyurmaya devam edeceğiz. Bu zulme sessiz kalmayacağız. Küresel emperyalistlere de buradan bir mesaj vermek istiyorum: Sizin de sonunuz geldi, sizin yeryüzüne taşımış olduğunuz zulmü, taşımış olduğunuz baskılara insanlık bundan sonra boyun eğmeyecek, karşı duracak."
"Yeryüzünde yaşanabilir bir dünya kuruluncaya kadar mücadelemiz devam edecek"
Konuşmasının devamında Sinan, "Siyonizm eliyle dünyanın farklı ülkelerinde iktidarlar değişiyor, iktidarlar ayakta tutuluyor, iktidarlar zulüm aracı olarak kullanılıyor, iktidarlar birer sermaye dönüşümü olarak kullanılıyor. Bunlardan bir tanesi de Arnavutluk. Bakın dünya kamuoyunda Arnavutluk'ta yapılan, 1 aydır Arnavutluk'ta siyonizmin Arnavutluk'un çok kıymetli arazilerine yönelik ortaya koymuş olduğu işgal politikasını yerel halkın protestosu 1 aydır devam ediyor ama adeta dünyada karartma uygulanmış. Arnavutluk'taki bu protestolar ve bu zulümlerden hiç dünyanın kamuoyunun hiçbir gündemine taşınan hiçbir tarafı yok.
Neden? Çünkü siyonizm Arnavutluk'ta en mümbit arazileri, en verimli yeraltı kaynaklarını kendi bünyesine mevcut iktidar vasıtasıyla devşirmiş, halk buna isyan etmiş, yaklaşık 1 aydır sokaklarda ama yeryüzünde Arnavutluk'ta yapılan bu zulümden dair en ufak bir ses yok. Demek ki bir yerden ses çıkması istendiği zaman oradan ses çıkıyor, bir yer karartılmak istendiği zaman da orada ciddi manada bilgi ve görüntü karartılıyor. Şunu ifade etmeye ederek sözlerime son vermek istiyorum: siyonizm dünyanın neresinde bir zulüm üretiyorsa, neresinde bir oyun, bir tezgâh üretiyorsa bilsin ki İnanç Özgürlüğü Platformu ona karşı tavır alacak ve bu zulmü deşifre edecek. Yeryüzünde yaşanabilir bir dünya kuruluncaya kadar mücadelemiz devam edecek." şeklinde belirtti.

"Başörtülü öğrencilerin eğitim hakkının engellenmesini kabul etmiyoruz"
Özgür-Der Ankara İl Başkanı Yasemin Öğüt, ise şunları söyledi: "Hepimizin malumu üzere Azerbaycan'daki okullarda başörtüsü yasakları devam ediyor. Bu tablo bize ne kadar tanıdık değil mi? 28 yıl önce Türkiye'de bir kesim laiklik ve çağdaşlık adına başörtüsü yasakları uyguladı. Başörtülü öğrencilere ve öğretmenlere okul kapıları kapatılıyor. Azerbaycan'da başörtülü öğrencilerin eğitim hakkının engellenmesini kabul etmiyoruz ve şiddetle kınıyoruz. Başörtüsü inancımızın gereğidir. Allah'ın emridir. Hiç kimsenin bunu engellemeye gücü yetmez. Buradan Azerbaycan yönetimine açık çağrıda bulunuyoruz: Bu ilkel ve hukuksuz uygulamaya derhal son verin. Bu zulmün vebalini taşımayın. Bu dava bizim de davamız, sonuna kadar takipçisi olacağımızı buradan ilan ediyoruz."

"Başörtüsü nedeniyle öğrencilerin eğitim hakkının engellenmesini kabul etmiyoruz"
Ankara İnanç Özgürlüğü Platformu adına basın açıklamasını okuyan MAZLUMDER Yönetimi Kurulu Üyesi Esra Özer Duru, "Yıllar önce Ankara İnanç Özgürlüğü Platformu olarak her cumartesi Abdi İpekçi Parkı’nda bir araya geliyor; başta başörtüsü yasakları olmak üzere ülkemizde ve dünyada yaşanan hak ihlallerine dikkat çekiyorduk. Bugün yine aynı sorumlulukla, Azerbaycan’da başörtüsü nedeniyle öğrencilerin eğitim hakkının engellenmesine karşı çıkmak ve bu yasağın sona erdirilmesini talep etmek üzere burada bir araya geldik.
Azerbaycan’da ortaöğretim kurumlarında uygulamaya konulan kıyafet düzenlemesi nedeniyle başörtülü öğrenci ve öğretmenlerin okullara girişlerinin fiilen engellendiğine ilişkin görüntüler kamuoyunda derin üzüntüye yol açmıştır. Okul kapılarında bekletilen, gözyaşları içinde eğitim hakkını arayan çocukların yaşadıkları, meselenin yalnızca bir kıyafet düzenlemesi olarak görülemeyeceğini açıkça ortaya koymaktadır. Burada söz konusu olan, çocukların eğitim hakkı ile insanların inançlarını özgürce yaşama hakkıdır." dedi.
"Başörtülü kadınların hayatı siyasi stratejilere kurban edilemez"
Duru, "Yıllardır başörtüsünün nasıl bir temel hak ve özgürlük olduğunu, başörtülü kadınların eğitim hakkının başörtüsü gerekçe gösterilerek engellenmesinin de yine bir temel hakka saldırı olduğunu izah ettik durduk. Azerbaycan’da ki yasak sebebiyle bir kez daha altını çizelim. Başörtüsü, hiç kimsenin, dostlarını, düşmanlarını belirlemek için kullanabileceği bir oyuncak değildir. Hiç kimse kendi satranç tahtasında yürüttüğü stratejilere başörtülü kadınların hayatını kurban edemez. Başörtülü bir öğrencinin tahsil hayatı ve geleceği basitçe oynanabilecek bir oyun alanı değildir.
Başörtüsü, onu tercih eden kadınlar için yalnızca bir kıyafet değil, inançlarının ve kimliklerinin önemli bir parçasıdır. Bu nedenle başörtüsüne yönelik yasak ve baskılar, kişilerin kendilerini ifade etme özgürlüğünü de zedelemektedir. Hiç kimse başkasının ne giyeceğini kendi kişisel tasarrufuyla belirleme; insanları inançları ve kıyafetleri nedeniyle eğitimden, çalışmaktan veya toplumsal hayata katılmaktan mahrum bırakma hakkına sahip değildir." ifadelerine yer verdi.
"Hiç kimse inancı ile eğitim hakkı arasında tercihe zorlanmamalı"
"Başörtüsü, siyasi hesapların ya da güç mücadelelerinin aracı hâline getirilemez." diyen Duru, "Başörtülü bir öğrencinin eğitim hayatı ve geleceği, siyasi tartışmaların üzerinde oynanabilecek bir alan değildir. Eğitimin zorunlu olduğu bir ülkede öğrencilerin başörtüsü nedeniyle okula alınmaması, onları inançları ile eğitim hakları arasında tercihe zorlamak anlamına gelir. Hiç kimse eğitim alabilmek için inancından, inancını yaşayabilmek için de eğitim hakkından vazgeçmeye mecbur bırakılmamalıdır. Türkiye, insanların inançları ve kıyafetleri üzerinden ayrımcılığa uğratıldığı, eğitim haklarının kısıtlandığı dönemlerin acı tecrübelerini yaşadı. Özellikle 28 Şubat sürecinde başörtülü öğrencilerin eğitim hayatında karşılaştığı engeller, birçok insanın hayatında ve toplumsal hafızamızda derin izler bıraktı. Bu tecrübeler, yasakçı uygulamaların insanların hayatlarında mağduriyetlere, toplumda güvensizliğe ve kalıcı yaralara yol açtığını gösterdi." diye konuştu.

"İnsan hakları ülkelere ve siyasi tercihlere göre değişmez"
Açıklamanın devamında Duru, şunları aktardı: "Dün kendi ülkemizde başörtüsü yasaklarına karşı çıkarken savunduğumuz ilkeler, bugün başka bir coğrafyada benzer mağduriyetler yaşayan çocuklar ve aileler için de geçerlidir. İnsan hakları ve özgürlükler, ülkelere ya da siyasi tercihlere göre değişen ilkeler değildir. Türkiye’de toplumsal vicdanın kabul etmediği yasakçı anlayışlar mağduriyetler oluşturduysa, bir aşka coğrafyada da inanç ve kıyafet üzerinden uygulanan baskılar, özgürlükleri kısıtlayarak mağduriyetler oluşturacak toplumsal barışı zedeleyecektir. Başörtüsü yasağını Azerbaycan ile Türkiye arasına nifak sokan bir mesele olarak nitelemek yerine, yaşanan mağduriyeti ortadan kaldırmaya odaklanmak gerekir. Bu uygulamanın iki ülke arasında bir ayrışma konusu hâline gelmesini önlemenin yolu, yasağın sürdürülmesi değil, insanların temel hak ve özgürlüklerinin güvence altına alınmasıdır. Devletlerin görevi insanları tek bir kalıba sokmak değil, farklılıklarıyla birlikte herkesin haklarını korumaktır. Okullar da çocukların inançları ve kıyafetleri nedeniyle dışlandığı yerler değil; bilgi, ahlak, karşılıklı saygı ve özgürlük bilinci kazandıkları mekânlar olmalıdır."
"Şehit kızının başörtüsü nedeniyle okula alınmaması vicdanları yaraladı"
Duru, "Yaşanan mağduriyetin en acı örneklerinden birisi, vatanı uğruna hayatını kaybeden bir Karabağ şehidinin kızının da başörtüsü nedeniyle okula alınmaması olduğu objektiflere yansımış ve vicdanları yaralamıştır. Evladının yaşadığı haksızlık karşısında acılı annenin, şehit eşinin okul duvarındaki fotoğrafını indirmek zorunda kalması, bu uygulamanın aileler üzerinde oluşturduğu derin yarayı gözler önüne sermektedir. Hiçbir çocuk, ailesi ve inancı nedeniyle böyle bir acıyla karşı karşıya bırakılmamalıdır. Bu mesele yalnızca bir içişleri ya da kıyafet düzenlemesi meselesi değildir. İnsanların inançlarını özgürce yaşaması ve çocukların eğitim hakkından yararlanması, temel hak ve özgürlüklerin gereğidir. Yasaklar inançları ortadan kaldırmaz; baskı, insanların vicdanlarını değiştirmez. Aksine, hak ve özgürlükleri kısıtlayan uygulamalar toplumsal yaraları derinleştirir. Hukuka ve insan onuruna saygının gereği, hiçbir öğrencinin okul kapısında gözyaşı dökmek zorunda kalmamasıdır." dedi.
"Başörtüsü yasağını kaldırmak hukuka saygının gereğidir"
Son olarak Duru, "Ankara İnanç Özgürlüğü Platformu olarak Azerbaycanlı kardeşlerimizin hak ve özgürlük taleplerinin yanında olduğumuzu ifade ediyor; inançlarını özgürce yaşamak ve eğitim haklarını korumak için mücadele eden herkese dayanışma duygularımızı iletiyoruz. Azerbaycan makamlarını da; başörtüsü nedeniyle öğrencilerin eğitim kurumlarına erişimini engelleyen uygulamalara son vermeye, çocukların eğitim hakkını ve herkesin inanç özgürlüğünü güvence altına almaya çağırıyoruz. Bu yasağı kaldırmak vicdani bir borç olmakla birlikte hukuka saygının gereğidir! Hukukun gereği acilen teslim edilmeli, bir tek öğrencinin dahi içeri alınmadığı kapıların önünde gözyaşı dökmesine sebep olunmamalıdır!" ifadelerine yer verdi.


Kaynak:İLKHA

Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.