Çalışma hayatından dikkat çeken çelişki: Her üç çalışandan birinin becerisi işine uymuyor

Çalışma hayatından dikkat çeken çelişki: Her üç çalışandan birinin becerisi işine uymuyor
Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü (OECD) verilerine göre iş dünyasında çalışanların yüzde 36'sının yeteneklerinin yaptığı işe uygun olmadığı ortaya çıktı.

İşverenler aradıkları yeteneği bulamamaktan, çalışanlar ise potansiyellerini kullanamamaktan yakınırken, OECD verileri çalışanların yüzde 36'sının becerilerinin yaptığı işle tam olarak örtüşmediğini ortaya koyuyor.

Çalışma hayatında dikkat çeken bir çelişki yaşanıyor. İşverenler aradıkları yeteneği bulamadıklarını söylerken, çalışanların önemli bir bölümü sahip oldukları becerileri işlerinde yeterince kullanamıyor.

OECD'nin 2026 tarihli A Skills-First Labour Market raporuna göre çalışanların yüzde 36'sının becerileri işleriyle tam olarak örtüşmüyor.

Türkiye'deki veriler de benzer bir tabloya işaret ediyor. Konuya dair bir araştırma yapan Uluslararası Koçluk Federasyonu (Master Certified Coach), sorunun yalnızca çalışanların eksik becerileri değil var olan yeteneklerinin görülmemesi olduğunu kaydetti.

Beceri uyumsuzluğunu yalnızca "çalışanın yeterli olmaması" şeklinde değerlendirmenin doğru olmadığını belirten MCC üyesi Dr. Elgiz Henden, "Bir kişinin eğitim düzeyi işin gerektirdiğinden yüksek olabilir. Mezun olduğu alan ile yaptığı iş farklı olabilir. Ancak bunların hiçbiri tek başına kişinin becerileri hakkında kesin bir fikir vermiyor. Aynı diplomaya sahip iki kişi aynı becerilere sahip olmayabilir. Farklı eğitim yollarından gelen iki kişi ise aynı işi başarıyla yapabilir. Bu nedenle diplomaya bakarak yeteneği ölçmek artık yeterli değildir." dedi.

Yanlış teşhis yanlış çözüm getiriyor

Beceri uyumsuzluğu olduğunda ilk akla gelen çözümün çoğu zaman yeni bir eğitim veya sertifika olduğunu belirten Henden, sorunun bazen çalışanın yeni bir beceri kazanması değil, mevcut becerilerinin doğru kullanılmaması olduğunu vurguladı.

Henden, "Eğer sorun kişinin becerisinin eksik olması değil, sahip olduğu becerinin kullanılmamasıysa yeni bir sertifika çözüm olmayabilir. İş tasarımının da yeniden düşünülmesi gereklidir. Çünkü kullanılmayan beceri zamanla körelebiliyor. Çalışan yaptığı işe yabancılaşabiliyor ve potansiyelinin boşa gittiğini hissedebiliyor." diye konuştu.

Yeteneği kaybetmenin maliyeti büyüyor

Beceri uyumsuzluğunun maliyeti yalnızca çalışanla sınırlı kalmadığını vurgulayan Henden, "Düşük bağlılık, çalışan devir hızının artması ve yanlış işe alımlar şirketlerin karşılaştığı sonuçlar arasında yer alıyor. Daha büyük sorunun ise kurumların sahip oldukları insan kaynağının potansiyelinden yeterince yararlanamamasıdır. Bazen aradığımız yeteneği bulamıyoruz. Çünkü yeteneği çok dar bir kapıdan içeri almaya çalışıyoruz. Özellikle yalnızca üniversite adı veya diploma üzerinden yapılan değerlendirmeler yetenek havuzunu daraltabilir. Diploma önemli ama tek başına yeterli değil. Beceri odaklı yaklaşım diplomanın önemini ortadan kaldırmıyor. Özellikle hukuk, sağlık, mühendislik ve eğitim gibi alanlarda formel yeterlilikler vazgeçilmez, değişmesi gereken diplomanın tek ölçüt olarak görülmesidir. Yeni çalışma hayatında 'Nereden mezun oldun?' sorusunun yanına 'Ne yapabiliyorsun?' sorusunun da eklenmesi gerekiyor." şeklinde konuştu.

Gençlerin özgeçmişi beceri portföyüne dönüşüyor

Henden, "Bu dönüşüm özellikle gençler için yeni bir kariyer yaklaşımını da beraberinde getiriyor. Gençlerin yalnızca bir meslek unvanına odaklanmak yerine, sahip oldukları becerileri görünür hale getirmeleri gerekiyor. Projeler, stajlar, gönüllü çalışmalar ve iş örnekleri bu noktada önem kazanıyor. İletişimim güçlü demek yerine, bu becerinin hangi durumda ve nasıl kullanıldığını göstermek daha anlamlı hale geliyor. Gençler kariyerlerini planlarken 'Hangi becerilerimi kullanıyorum, hangileri atıl kalıyor ve önümüzdeki iki yılda hangi görevler değişecek?' sorularını kendilerine sormalıdır." dedi.

İşverenler de değişmek zorunda

Beceri uyumunun sağlanması yalnızca çalışanın sorumluluğunda olmadığını, işverenlerin de iş ilanlarından işe alım süreçlerine kadar beceri odaklı bir yaklaşım geliştirmeleri gerektiğini aktaran Henden, "İş ilanlarında yalnızca diploma ve deneyim şartlarının sıralanması yerine, pozisyonun gerektirdiği görev ve becerilerin açıkça tanımlanması gerekir. Adayın ne bildiğinden çok ne yapabildiğini ölçen uygulamalı değerlendirmeler ve yapılandırılmış mülakatlar daha sağlıklı sonuç verebilir." diye konuştu.

Geleceğin güvencesi öğrenme çevikliği

Çalışma hayatının hızla değiştiği bir dönemde tek bir diploma veya meslek unvanının ömür boyu güvence sağlaması giderek zorlaştırdığını belirten Henden, "Geleceğin en önemli becerilerinden biri öğrenme çevikliği olacak. Ancak bu çeviklik yalnızca bireylerden beklenmemeli. İnsanlardan sürekli değişmelerini isterken eğitim kurumlarının, işverenlerin ve kamu politikalarının aynı yerde kalması mümkün değil. Mesele daha çok yetenek üretmek değil. Var olan yeteneği görmek, doğru yerde kullanmak ve dönüşürken kimseyi geride bırakmamak. Belki de artık 'Hangi eğitimi eksik?' diye sormak yerine, 'sahip olduğu becerileri nerede ve nasıl kullanabilir?' diye sormalıyız." şeklinde konuştu.

Kaynak:İLKHA

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.