HÜDA PAR Dış İlişkiler Başkanı İmir: Filistin Konvoyu koruma altına alınmalı

HÜDA PAR Dış İlişkiler Başkanı İmir: Filistin Konvoyu koruma altına alınmalı
HÜDA PAR Dış İlişkiler Başkanı Hüseyin İmir, Gazze’deki soykırımı tüm dünyaya duyurmak amacıyla yola çıkan ve Türkiye’ye ulaşan Filistin Konvoyu’nun hedefine güvenli bir şekilde ulaşabilmesi için bölge ülkeleri tarafından resmî koruma altına alınması çağrısında bulundu.

HÜDA PAR Dış İlişkiler Başkanı Hüseyin İmir, Filistin halkıyla dayanışma amacıyla Bosna Hersek'in Srebrenitsa kentinden hareket eden Filistin Konvoyu, Nepal’de Müslümanlara yönelik artan baskılar, Suudi Arabistan’ın Yemen halkına uyguladığı ağır abluka, Türkiye ile Irak arasında imzalanan iş birliği anlaşması ve Netanyahu hakkında tutuklama kararı istenmesi sürecine öncülük eden UCM Savcısı Kerim Han’ın görevden alınmasına dair değerlendirmelerde bulundu.

Geçmişte siyonistlerin Sumud Filosu’na yönelik gerçekleştirdiği hukuksuz saldırıları hatırlatan İmir, muhtemel bir siyonist saldırı veya müdahaleye karşı Filistin Konvoyu’nun resmî koruma altına alınması için Türkiye ve bölge ülkelerine açık çağrıda bulundu.

“Konvoyun hedefine güvenli bir şekilde ulaşmasını ümit ediyoruz”

Siyonist rejimin Gazze’de yürüttüğü işgal, yıkım ve soykırım politikalarını Batı Şeria’ya da yaydığına dikkat çeken İmir “Gazze’nin büyük ölçüde harabeye çevrilmesinin ardından benzer bir vahşetin Batı Şeria’da da tekrarlanmaya çalışılması, siyonist işgal rejiminin yayılmacı politikalarının en açık göstergelerinden biridir. Böylesi bir süreçte dünyanın dört bir yanından vicdan sahibi insanlar, tarihî bir sorumluluk üstlenerek Batı Şeria’ya ulaşmak amacıyla ‘Filistin Konvoyu’ adıyla Bosna Hersek’ten yola çıkmıştır. Türkiye’ye ulaşan konvoyun hedefine güvenli bir şekilde ulaşmasını ümit ediyor, yetkilileri de konvoyun geçişi sürecinde ve yapılacak programlarda gerekli kolaylığı sağlamaya davet ediyoruz.” dedi.

“Türkiye, bu kritik süreçte öncü bir rol üstlenmelidir”

Daha önce siyonistlerin Sumud Filosu’na yönelik gerçekleştirdiği saldırılara engel olamayan bölge ülkelerinin, Filistin Konvoyu’nu resmî koruma altına aldıklarını duyurması gerektiğini ifade eden İmir “Siyonist rejimin bu insanî konvoya yönelik muhtemel bir saldırı veya müdahalesine karşı bölge ülkeleri sahada fiilî ve kararlı cevaplar vereceklerini net bir dille ilan etmelidir. Türkiye, bu kritik süreçte öncü bir rol üstlenmelidir. Türkiye hem diplomatik girişimlere liderlik etmeli hem de konvoyun güvenli bir şekilde hedefine ulaşması için bölge ülkelerini harekete geçirecek somut adımlar atmalıdır.” diye konuştu.

“Hukuk dışı uygulamalar son yıllarda kritik bir noktaya ulaşmıştır”

Son zamanlarda Nepal’de Hindu çetelerinin Müslüman topluma yönelik gerçekleştirdiği sistematik baskı, taciz ve şiddet eylemlerinin endişe verici boyutlara ulaştığına dikkat çeken İmir “Bölgeden gelen haberler; Müslümanlara ait ibadethanelerin, evlerin ve iş yerlerinin hedef alındığını, dinî özgürlüklerin kısıtlandığını ve sivil halkın güvenlik endişesi taşıdığını açıkça ortaya koymaktadır. İnsan haklarını ve inanç hürriyetini hiçe sayan bu hukuk dışı uygulamalar son yıllarda kritik bir noktaya ulaşmıştır.” ifadelerini kullandı.

“Müslüman halkın güvenliği tam anlamıyla sağlanmalıdır”

Nepal hükümetinin yaşanan bu zulme ve nefret suçlarına karşı kayıtsız kalmasının kabul edilemez olduğunu belirten İmir, şöyle devam etti:

“Devletin temel görevi, dinî kimliği ne olursa olsun tüm vatandaşlarının can ve mal güvenliğini teminat altına almaktır. Nepal hükümeti acilen, çetelerin hukuk dışı eylemlerine karşı caydırıcı tedbirleri uygulamaya koyup emniyet birimlerini harekete geçirmelidir. Saldırıların failleri cezalandırılmalı ve Müslüman halkın güvenliği tam anlamıyla sağlanmalıdır. Uluslararası kamuoyunu ve insan hakları örgütlerini de Nepal’de tırmanan bu ihlallere karşı gerekli adımları atmaya çağırıyoruz.”

“Yemen’e abluka son bulmalı”

Suudi Arabistan’ın yıllardır Yemen halkına uyguladığı ağır ablukanın yanı sıra gıda, ilaç ve en temel insanî yardımları engellemesinin ülkeyi büyük bir insanî felakete sürüklediğinin altını çizen İmir “Ensarullah Hareketi’nin ‘ablukaya karşı abluka’ kararı ise bölgedeki gerilimi daha da yükseltmiştir. Ancak asıl krizin kaynağı olan ablukayı görmezden gelen ülkelerin ABD emperyalizmiyle aynı safta hizalanarak Yemen’e karşı yeni bir koalisyon kurmaya kalkışması kabul edilemez. ABD’nin bölgedeki kirli planlarına katkı sağlayacak bu tutum, bölgemizde huzursuzluğun ve istikrarsızlığın ana sebebi olmaya devam etmektedir. Bu kapsamda, ABD destekli bölgesel deniz koalisyonuna Türkiye’nin de katılması stratejik açıdan değerlendirilmesi gereken bir husustur. Türkiye’nin bu ittifakın bir parçası olmak yerine; bölgesel krizlerde öteden beri sürdürdüğü dengeli ve birleştirici arabuluculuk konumunu koruması çok daha kıymetlidir. Ankara, askerî bloklaşmaların içinde yer almak yerine tarafları masada buluşturacak diplomatik bir yaklaşımı öne çıkarmalıdır.” çağrısı yaptı.

“Türkiye, çözüm adına ortak bir zeminin oluşması için çaba göstermelidir”

Türkiye’nin, tarihî sorumluluğunun gereği olarak Suudi Arabistan ve müttefiklerine Yemen’e yönelik ablukanın sonlandırılması çağrısında bulunması gerektiğini belirten İmir, şunları söyledi:

“İnsanî yardım koridorlarının açılması ve diyalog kanallarının işletilmesi için etkin bir diplomasi yürütmelidir. Libya’da çatışan iki tarafla da görüşen ve çatışmaların sona ermesini sağlayan Türkiye, Yemen’de de taraflarla görüşmeli ve çözüm adına ortak bir zeminin oluşması için çaba göstermelidir. Bölgesel barış ve istikrar; güvenlik odaklı koalisyonlarla değil, ablukaların tamamen kaldırılması, tarafların meşru kaygılarının gözetilmesi ve Türkiye’nin yapıcı arabuluculuğuyla yürütülecek adil bir diyalog süreciyle mümkün olacaktır.”

“ABD, bölgedeki huzursuzluğun, kaosun ve güvensizliğin ana kaynağıdır”

Irak’ın uzun yıllar ABD işgali altında kalarak büyük bir yıkıma uğradığını hatırlatan İmir “Irak’ın hâlâ arzulanan ekonomik ve siyasi istikrara kavuşamamasının temel nedenlerinden biri, ABD’nin ülkedeki varlığını ve örtülü işgalci nüfuzunu halen sürdürüyor olmasıdır. Son dönemde İran’a yönelik yapılan saldırılarda da açıkça görüldüğü üzere ABD’nin bölgedeki askerî varlığı ve müdahaleleri; bölgedeki huzursuzluğun, kaosun ve güvensizliğin ana kaynağıdır. Bölge halklarının huzuru, dış güçlerin vesayetine değil, bölge devletlerinin kendi aralarındaki dayanışmaya bağlıdır.” dedi.

“Türkiye ve Irak arasındaki ortaklık, tüm bölge ülkelerini kapsayacak geniş bir ittifaka dönüştürülmelidir”

Türkiye ile Irak arasında imzalanan iş birliği anlaşmalarının, bölgesel istikrar ve ortak kalkınma açısından önemli olduğunu ifade eden İmir “Türkiye ve Irak arasındaki ekonomik, siyasi ve askerî iş birlikleri artırılmalı; iki ülke arasındaki ortaklık, tüm bölge ülkelerini kapsayacak geniş bir ittifaka dönüştürülmelidir. Bölge ülkeleri; kendi güvenliklerini ve ekonomik bağımsızlıklarını korumak adına emperyalist odaklara karşı birbirleriyle güçlü ittifaklar kurmak zorundadır. Türkiye ve Irak’ın attığı bu adımın tüm bölgeye örnek olmasını temenni ediyor, anlaşmaların hayırlı olmasını diliyoruz.” şeklinde konuştu.

“Karar siyasi vesayet altında alındı”

Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) üyesi devletlerin siyonist terör rejiminin sözde Başbakanı Binyamin Netanyahu hakkında tutuklama kararı istenmesi sürecine öncülük eden Başsavcı Kerim Han’ı görevden almasının mahkeme tarihinde kara bir leke olarak kayıtlara geçtiğini ifade eden İmir, şunları söyledi:

“UCM’nin 24 yıllık kurumsal tarihinde ilk kez bir başsavcının görevine son verilmesi, kararın siyasi vesayet altında alındığını gözler önüne sermektedir. Siyonist terör rejiminin UCM’yi hedef alan tehdit dolu açıklamaları ile ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun mahkemenin meşruiyetini zayıflatmayı ve yaptırımlar uygulamayı hedefleyen kapsamlı bir baskı kampanyası yürütmesi, bu kararın arkasındaki kirli güç odaklarını net biçimde ortaya koymaktadır. Uluslararası hukuku çıkarlarının bir aracı haline getiren siyonizm ve güdümündeki ABD’nin baskıları karşısında geri adım atılmış olması; soykırım sürecinde zaten büyük bir itibar kaybına uğrayan uluslararası kurumların iflasını tescillemiştir.”

İmir, “Şahsiyet sahibi ülke yöneticileri ve uluslararası kurumlarda görev alan hür insanlar, küresel vesayet odaklarının uluslararası hukuk üzerindeki bu baskısını kırmak için derhal harekete geçmelidir. Adalet mekanizmalarının siyasi ve askeri tehditlerden arındırılması, yargı kurumlarının bağımsızlık ve tarafsızlığının korunması ve insanların adalet ilkelerine olan inancının yeniden tesis edilmesi tüm devletlerin sorumluluğudur.” diye konuştu.

Kaynak:İLKHA

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.