Sosyolog Tan: Batı'nın geçmişte yaptıkları bumerang gibi kendisine döndü
Siirt Üniversitesi Öğretim Üyesi Sosyolog Doç. Dr. Mehmet Tan, Fransa'da gençlerin öncülüğünde başlayan ve farklı toplumsal kesimlerin katılımıyla kitleselleşen protestoların arka planında ekonomik sorunlar, toplumsal birikmişlik ve hükümet politikalarının bulunduğunu söyledi.
Batı'nın maddeyi önceleyen yaklaşımını eleştiren Tan, Doğu toplumlarında sabır ve tevekkül gibi değerlerin toplumsal yaşamda önemli bir yere sahip olduğunu belirtti.
Fransa'daki olayların yalnızca gençlerin eğitimle ilgili itirazlarından ibaret olmadığını ifade eden Tan, enflasyon, pahalılık ve akaryakıt zamlarının toplumsal tepkileri büyüttüğünü kaydetti. Protestoların farklı kesimlerin katılımıyla kolektif bir harekete dönüştüğünü belirten Tan, barışçıl eylemcilerle şiddete yönelen grupların birbirinden ayrılması gerektiğini dile getirdi.
“Gençlik diye başlanan eylemler bütün toplumsal kesimleri kapsadı”
Fransa'daki olayların gençlerin eğitimle ilgili itirazlarıyla başladığını belirten Tan, bu itirazların temelinde toplumsal birikmişliğin bulunduğunu söyledi.
Tan, “17 Ekim itibarıyla Fransa'da baş gösteren olaylar biraz gençlik temelinde ortaya çıkıyor. Burada gençlerin eğitimle ilgili itirazları söz konusu. Bu itirazların temelinde aslında toplumsal bir birikmişlik de söz konusu. Bunun yanı sıra ekonomik koşullarda ciddi bir bozulma yaşanmış ve olaylar meydana gelmiş. Gençler eğitimlerindeki bazı aksamaları dile getiriyorlar. Tabii ki bunun yanı sıra bizim 'Sarı Yelekliler' olarak bildiğimiz bir grup da sonradan bunlara katılıyor.” dedi.
Önümüzdeki günlerde yeni bir protesto dalgasının başlayabileceğinin öngörüldüğünü belirten Tan, ekonomik sorunların eylemlerin kitleselleşmesinde etkili olduğunu ifade etti.
Tan, “Enflasyon, pahalılık, akaryakıttaki zamlar, bütün bunlar üst üste binince eylemler kitlesel bir eyleme dönüşmeye başlamıştır. Gençlik diye başlanan o eylemler artık bütün toplumsal kesimleri kapsayan kolektif eylemlere dönüşmüştür.” ifadelerini kullandı.
“Bir toplumsal hıncın ortaya çıkışını görüyoruz”
Toplumsal sorunların birikerek kitlesel tepkilere dönüştüğüne dikkat çeken Tan, Fransız sosyolog Pierre Bourdieu'nün Dünyanın Sefaleti adlı eserini hatırlattı.
Tan, “Aslında Avrupa'da 90'lı yıllarda sosyolog Pierre Bourdieu'nün Dünyanın Sefaleti adlı bir eseri yayımlanıyor. Toplumsal sefaletin, ezilenlerin nasıl bir hayat sürdüğünü, söz hakkı onlara verilerek, onlar konuşturularak bir eser meydana getiriyor Bourdieu'nün öncülüğünde. Aslında oradan da bunu görüyoruz. Bir toplumsal hıncın ortaya çıkışını görüyoruz. Bir birikmişlik var.” diye konuştu.
Fransız İhtilali'ne de değinen Tan, Fransa'nın kültürel olarak toplumsal tepkileri eyleme dönüştürme pratiklerine sahip olduğunu belirtti.
“Barışçıl eylem yapanlarla şiddete yönelenleri ayırmak lazım”
Türkiye ile Batı toplumlarının kriz dönemlerindeki toplumsal tepkilerinin farklılaştığını belirten Tan, “Bizim kültürümüzdeki kodlarla Batı'daki kültürel kodlar birbirinden farklılaşıyor. Bizde kriz olduğunda toplumsal dayanışma hemen devreye girer. Orada ise öyle olduğunda yağma, talan gibi durumlar söz konusu. Bu boyutu da teslim etmek lazım.” dedi.
Fransa'daki protesto gruplarının homojen olmadığını ifade eden Tan, başlangıçta eğitimle ilgili sorunlarını dile getiren gençlerin ardından farklı toplumsal kesimlerin de eylemlere katıldığını söyledi.
Tan, “En sonunda da toplumsal şiddete varabilecek kişiler de devreye girmek suretiyle artık önlenemez bir toplumsal kaosa sebep oluyor. Barışçıl eylem yapanlarla şiddete yönelik pratikleri olan eylemcileri de ayırmak lazım. Tabii ki burada hükümet politikaları da bu durumu besliyor.” ifadelerini kullandı.
Fransa'nın kendi iç dinamikleri, tarihsel geçmişi ve kültürel pratikleriyle değerlendirilmesi gerektiğini kaydeden Tan, banliyölerde yaşayan dezavantajlı kesimlerin zaman zaman isyan ederek seslerini yükselttiğini belirtti.
Bu tepkilerin bastırılmasının kalıcı bir çözüm olmadığını vurgulayan Tan, “Ama bir şekilde bastırılıyor. Bu bastırılma da aslında hak verme noktasında gerçekleşmiyor. O bastırılıyor ama bu geçici bir çözümdür. Daha sonra o ateş tekrar harlanıyor ve bir noktadan sonra daha büyük bir ateşle ortaya çıkıyor.” dedi.
“Sorunlar yalnızca güvenlik önlemleriyle çözülemez”
Toplumsal kesimlerin seslerini duyurabilecekleri ve kendilerini ifade edebilecekleri alanlara ihtiyaç duyduğunu belirten Tan, Avrupa'nın protestolara yalnızca güvenlik perspektifinden yaklaşmasının sorunları çözmeyeceğini söyledi.
Tan, “Bütün toplumsal kesimlerin sesini duyurabileceği, kendini orada ifade edebileceği bir alan ya da bir hak talep edilmektedir. Meseleyi sadece güvenlik üzerinden değerlendirmeleri durumunda sorun çözülemeyecektir. Avrupa demokrasi temelinde yaklaşacaksa önce bu kesimlerin talepleri nelerdir? Hangi alanlarda hak talep etmektedirler? Ekonomik alanda ne gibi imkânlar istemektedirler? Bunların toplumsal müzakere yoluyla aşılması lazım.” diye konuştu.
“Bumerang etkisiyle yaptıkları kendilerine dönmüş durumda”
Alman sosyolog Ulrich Beck'in risk toplumu bağlamında ele aldığı “bumerang etkisi” kavramına dikkat çeken Tan, Avrupa'nın geçmişte özellikle Kuzey Afrika'daki politikalarının sonuçlarıyla bugün kendisinin de karşı karşıya kaldığını ifade etti.
Tan, “Yıllarca Kuzey Afrika üzerinden yaptıkları bütün şeyler, bumerang etkisiyle kendilerine dönmüş durumda. Orada doğal kaynakları kendi hanelerine yazdırmak suretiyle insanlar kendi ülkelerinde göç etmek zorunda kalıyorlar. Daha iyi imkânlar için Fransa'ya geliyorlar.” dedi.
Göç eden insanların gittikleri ülkelerde de ayrımcılık ve emek sömürüsüyle karşı karşıya kaldığını belirten Tan, “Ama orada da ikinci sınıf vatandaş olarak yaşamaya devam ediyorlar. Orada da bir emek sömürüsünden bahsetmek mümkündür. Hem ülkelerinden oluyorlar hem de geldikleri yerlerde ciddi bir emek sömürüsüyle karşı karşıya kalıyorlar. Bu, ciddi biçimde Ulrich Beck'in ‘bumerang etkisi’ dediği kavrama tekabül ediyor. O açıdan aslında döndü dolaştı, yine kendilerine çarptı bu mesele.” ifadelerini kullandı.
“Batı maddeyi, Doğu ise ruhu temsil ediyor”
Avrupa'nın gelişmekte olan toplumlar için bir hedef olarak görüldüğünü ve Batılılaşma sürecinin de Batı'yı esas alan bir yaklaşımla ortaya çıktığını belirten Tan, Aliya İzzetbegoviç'in İslam ve Batı toplumlarına ilişkin düşüncelerine değindi.
Tan, “Avrupa, gelişmekte olan toplumlar için bir hedeftir. Zaten Batılılaşma dediğimiz serüven de Avrupa'yı, Batı'yı esas alan bir yaklaşımla ortaya çıkmıştır. Aliya İzzetbegoviç'in, İslam ile Batı arasındaki farklılıkları ele aldığı yaklaşımında, İslam'ın özünden kaybolmayacak şekilde o teknik ilerlemeleri benimseme düşüncesi vardır. Aliya, Avrupa'yı madde üzerinden temsil ettiğini ifade ediyor.” dedi.
Doğu toplumlarının ise ruh üzerinden temsil edildiğini belirten Tan, Batı'nın bu ruhu kaybetmesinin günümüzde yaşanan toplumsal sorunlarla bağlantılı olduğunu dile getirdi.
Tan, “Doğu toplumları da ruh üzerinden temsil ediliyor. Bu ruhu Batı kaybettiği için zaten şu anda bu olaylar ortaya çıkıyor. Bizim toplumlarımızda sabırdır, tevekküldür gibi ruhu barındıran, ruhu besleyen değerler var. Orada ise bu durumlar söz konusu değil. Madde üzerine şekillenmiş bir toplum yapısından dolayı burada da ciddi bir sorun ortaya çıkmaktadır.” ifadelerini kullandı.


Kaynak:İLKHA

Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.