Sumud Filosu aktivistleri siyonistlerin saldırısına ilişkin yaşananları anlattı
Ankara Filistin Dayanışma Platformu (ANFİDAP) tarafından İHH Ek Hizmet Binası Konferans Salonu’nda gerçekleştirilen programda, Sumud aktivistleri yaşanan sürece ilişkin katılımcılara bilgi verdi.
Programda, işgal rejiminin uluslararası sularda insani yardım faaliyetlerini engellemeye yönelik girişimleri ile aktivistlere yönelik insan hakları ihlalleri ele alındı. Katılımcılar, Gazze’de devam eden saldırılar ve ablukanın insani sonuçlarına dikkat çekti.
Programda İHH Ankara Şube Başkanı Hacı Bayram Şahin ile Ankara Sivil Toplum Platformu Dönem Sözcüsü, Memur-Sen Ankara İl Başkanı Nevzat Öylek birer konuşma yaptıktan sonra Sumud filosu aktivistlerinden Zeynel Abidin Özkan, Miraç Üstün, Hüseyin Talha Yaman, Tunç Yılmaz, İhsan Yıldız ve Metehan Sarı yaşadıklarını anlattı.
"Sumud bir boyutuyla cihattır, yüzde 100 inanıyoruz"
Açılış konuşması yapan İHH Ankara Şube Başkanı Hacı Bayram Şahin, "Aslında Sumud Filosu'na katılan, bir nevi gazi olan bu kardeşlerimizi havaalanında coşkulu bir şekilde karşılamak isterdik sizlere ama farklı farklı zamanlarda geldiniz. Oradaki adli tıptaki işleri kardeşlerimizin uzun sürdü. Böyle bir salon programıyla kardeşlerimize bir karşılama programı yapalım dedik. Allah razı olsun. Bir boyutuyla cihattır, yüzde 100 inanıyoruz. Çünkü Allah Resulü Aleyhissalâtü Vesselâm Tebük Seferi'nde biliyorsunuz, sadece binekliler gidecek.
Bazı insanlar geliyor, binek istiyorlar. 'Size verecek bineğim yok' diyor Allah Resulü. Ayet-i kerimede de diyor ki: 'Senden binek isteyip de sen onlara 'Size verecek binek bulamıyorum' dediğinde, gözleri yaşla dolup dönenlere sorumluluk yoktur' diyor. Arkadaşlarımızın buldukları bineklerle gidebildikleri yere kadar gittiler. Bir nevi bizler bulamadık, binek bulamadık. Ama kalbimiz orada, gözlerimiz yaşlı, bu arkadaşlarla beraberdi. Allah-u Teâlâ'nın bizim de sizin de bu arkadaşların cihadına ortak olacağına ben kesin ve kesin inanıyorum. Çünkü bu salondaki herkes yol bulsa oraya gideceğini biliyoruz." dedi.

Bu gemiler sadece yardım değil, küresel vicdanı harekete geçirdi
Konuşasının devamında Şahin, "Siz de karşılaşıyorsunuz, biz de karşılaşıyorsunuz. İnternette de çok, 'Gidiyor da bu gemiler ne işe yarıyor?' Bilmiyorum, katılan arkadaşlar söyleyecek. Bizim edindiğimiz kanaatler ve bilgiler var. Gerçekten değer miydi bu kadar masrafa, bu kadar şeye değer miydi diye. Ama benim kalbime gelen bir şeyi söyleyim size. O özellikle o lanetli adamın, tutuklulara yaptığı, onun yaptığı aşağılayıcı muameleyi bir de kendisinin paylaşması ahmakça bir davranıştı aslında. Aşağılayıcı bir davranış yapıyor kendince. Ama mesela İspanya Devlet Başkanı, İspanya Başbakanı bir tweet attı. Dedi ki: 'Bu adamın zaten ülkemize girişini yasaklamıştık, bundan sonra da Avrupa Birliği'ne müracaat edeceğim. Avrupa'ya kesinlikle müeyyide uygulaması için uğraşacağız' dedi.
60'a yakın Batılı ülke bu adamın bu davranışını kınadı. Yani normalde şimdi gemileri ortalama 100 bin dolara almıştık, 50 küsur gemi çıktı, 5 milyon dolar diyelim. Şimdi normalde şöyle düşünelim, 5 milyon dolar verseydik. 7 Ekim'den bu yana sarsılmaz destekçisi olan Meloni bile, İtalya Başbakanı bile ciddi manada özür bekleyici, kınayıcı bir mesaj attı. Bu tweetleri attırabilir miydik, bu kınamaları yaptırabilir miydik yani aslında? 'Ne işe yarıyor?' dediğimiz de bilemiyoruz nasıl işlere yarayacağını, Allah'ın bunu nasıl büyüteceğini bilemiyoruz. Mavi Marmara'yı başlattığımızda düşünüyorsunuz, Mavi Marmara'nın getirdiği hayırları düşündüğünüzde çok daha büyük hayırlara bu gemiler vesile olacaktır." ifadelerine yer verdi.

"Sumud Filosu'nun manası nedir, ruhu nedir, felsefesi nedir, etkisi nedir? Bunları uzun uzun konuşmak lazım"
Programın moderatörlüğünü yapan Ankara Sivil Toplum Platformu Dönem Sözcüsü, Memur-Sen Ankara İl Başkanı Nevzat Öylek, ise şunları aktardı: "Filistin davasının destekçileri, değerli Ankaralı kardeşlerim, değerli basın mensupları; bugün burada çok önemli, anlamlı bir program için bir araya geldik. Sabrın, cesaretin, dirayetin ve bizim inancımıza göre elbette zaferin sembolü olan Sumud'un Ankara'dan katılımcısı olan değerli kardeşlerimizi, yiğitlerimizi karşılamak üzere bir araya geldik. Programımıza hoş geldiniz değerli yiğit kardeşlerim. Yuvanıza, yurdunuza, Ankara'mıza hoş geldiniz. Şimdi Sumud Filosu'nun anlamı nedir? Sumud Filosu neden bu kadar gündem oldu? israili yüzlerce mil ötede filoya müdahale etmeye sevk eden, bu kadar endişelendiren
Sumud Filosu'nun manası nedir, ruhu nedir, felsefesi nedir, etkisi nedir? Bunları uzun uzun konuşmak lazım. Fakat bunları henüz yorgunluklarını bile üzerinden atmamış olan kardeşlerimizden dinlemek; yola çıkış hikayelerini, duygularını, düşüncelerini, yaşadıklarını onlardan dinlemek daha anlamlı olacak. Ben şimdi müsaadenizle ben sözü fazla uzatmadan kardeşlerimizi buraya davet edeceğim ve onlardan yaşadıklarını ve bize mesajlarını dinleyeceğiz. Şimdi kardeşlerimiz Zeynel Abidin Özkan, Miraç Üstün, Hüseyin Talha Yaman, Tunç Yılmaz, İhsan Yıldız ve Metehan Sarı'yı duygularımızın ifadesi güçlü bir alkışla buraya davet ediyorum."

İşgalci siyonistler, Akdeniz’in ortasında dünyanın gözü önünde güç kullandı
İlk olarak konuşan aktivistlerden Miraç Üstün, "Ben söze öncelikle Gazze kıyılarında ellerinde bayraklarla umut dolu bekleyişle bizi bekleyip kucaklaşmak nasip olmayan kardeşlerime yanlarına varamadığımız için özür dileyerek başlamak istiyorum. Selamların en güzeli Efendimizden sonra söz konusu olan mücahit murabıt ve sebat sahibi olan Gazze'deki kardeşlerimizedir. İkincisi evimizden yani Marmaris'ten çıktıktan sonra hava muhalefeti nedeniyle Antalya'ya geri dönmek durumunda kaldık ve Antalya'dan hareketten sonra yaklaşık 100 deniz mili mesafede yani ortalama 180 kilometrelik bir mesafede işgalci israil savaş gemileri tarafından operasyona başlandı.
Şayet bu eğer gece vaktinde daha önceki müdahaleler gibi olsaydı kuvvetle muhtemel yine işgalci israil bir korsanlık faaliyeti gerçekleştirdi. Diyerek dünyanın gündemi bu şekilde evirilecekti. Fakat israil her zaman yaptığı gibi yine bir hata yaptı ve gündüz gözüyle Akdeniz'in ortasında evimizde 180 kilometrelik mesafede yaklaşık 40 saatlik bir operasyon düzenledi. Ve dünyanın gözleri önünde heybelerinde yalnızca vicdan ve insani yardım taşıyan sivil misyon olan herhangi bir zarar verme ihtimali bulunmayan insanlara karşı şiddet ve güç uyguladı." dedi.
“Gazze için dünyanın dört bir yanından vicdan sahipleri bir araya geldi”
Konuşmasının devamında Üstün, şunları aktardı: "Bu vesileyle yapmış olduğu bu muamelenin neticesinde dünya halkları ayağa kalktılar. Bizler sahada çalıştığımız esnada teknede yolculuk yaptığımızda Müslüman olsun Müslüman olmayanlar olsun dünyanın 45 farklı ülkesinden yaklaşık 500 katılımcıya işgalci israilin yapmış olduğu bu müdahalenin neticesinde o kardeşlerimizin dillerinden biz şunları duyduk bir Müslüman Gazze'deki kardeşleri için derlenebilir cihat şuurunda bulunabilir fakat bir yabancının burada ne işi var sorusunun cevabı olarak bu kardeşler israilin yapmış olduğu bu müdahalelerin artık bıçağın kemiğe dayandığını ve yaptıkları bu müdahalelerin artık son bulması gerektiğini ifade ettiler. Biz bundan oldukça etkilendik. İnsanlar bazen eleştirilirken diyorlar ki sizlerin orada ne işi var. Geçen seneki misyonda birçok tekne alındı oralara kadar götürdünüz Akdeniz'in ortasında bu gemiler kaldı.
Bu tekneler oraya gidiyor peki ne işe yarıyor sorusunun cevabı İrlanda gibi Norveç gibi Yeni Zelanda gibi aslında sosyoekonomik durumları oldukça yüksek ülkelerden katılımcılar aynen şunu ifade ediyorlar. Uluslararası medya bizi inanılmaz derecede provoke ediyor. Biz bu zamana kadar israilin hep mazlum ve mağdur olduğunu Filistin'deki insanlara onlara zarar vermek için terör faaliyetinde bulunduklarını zannediyorduk. Sosyal medya aracılığıyla bizler aslında böyle olmadığını tam tersine mazlum ve mağdur olanlarının Filistinliler olduğunu gördük. Ondan dolayı evlerimizde rahatça yatamadığımız için kilometrelerce yol kat edip buralara kadar geldik. Biz bu ablukayı kıracağız diye Müslüman olmayan insanlar bunu ifade ederken Müslüman olan bizlerin ne yapmamız gerektiğinin takdirini hepimizin vicdanına bırakıyorum."
“Gazze’den gelen kardeşimiz: ‘Siz bizim hasmımız değil, dostumuzsunuz’”
Yaşadığım iki hususisi hadiseyi aktaracağını belirten Üstün, "Marmaris’te ismini vermesem daha uygun olur şehit gazeteci Enes El-Şerif’in ve yine şehit gazeteci Cafer kardeşimizin birebir arkadaşı olan bir gazeteci kardeşimiz vardı. 7 Ekim olayları sonrasında Gazze’den çıkma fırsatı elde etmişti. Cihadına medya üzerinden Türkiye'de karar verdi. Bu kardeşimiz, Şehit Ebu Ubeyde’nin yetiştiği ve büyüdüğü aynı mahalleden olduğunu ifade etti ve bana hususi fotoğraflarını gösterdi. Ben bunu öğrendiğimde kardeşimize şunu sordum: 'Dedim ki kardeşim, Ebu Ubeyde’nin yanlış hatırlamıyorsam, eğer yanlışsa sen düzelt son konuşmalarından bir tanesinde şöyle bir ifade vardı: ‘Sizler, kıyamet gününde bizlerin hasmısınız.’ Özelde bunu Müslüman ve Arap liderlere, genelde ise İslam ümmetine söylemişti.' Bu cümleleri duyduğumda inanılmaz derecede üzüldüm ve gözyaşları döktüm. 'Biz burada bulunan bütün insanlar, arkada bizler için para toplayan, bu misyon için gönülleri burada atan, dualar eden bütün insanlar sizlerin hasmı değildir.' dedim. Bu Gazzeli kardeşimiz ağladı ve bana sarıldı. Dedi ki: 'Kardeşim, ben buraya geldiğimde gördüm ki sizlerin buradaki bu mücadelesinden dolayı ben şahidim; siz bizim hasmımız değil, dostumuzsunuz. Bunu benim gördüğüm gibi Gazze’deki akrabalarım, komşularım ve kardeşlerim de görüyorlar. Vallahi, billahi, tallahi Allah da görüyor. Kıyamet gününde biz sizlerin aleyhinde değil, lehinizde şahitlik edeceğiz inşallah.' dedi. Sonra ağlaşarak birbirimize sarıldık. İşte bu misyonun ne anlam ifade ettiğini buradan anlayabiliriz." ifadelerine yer verdi.
Yardım girişleri ve ablukaya dair çarpıcı iddialar
Üstün, "Bir diğer örnek ise şudur: Bizler, evet, inanılmaz derecede işkencelere maruz kalan kardeşlerimiz oldu. Türkiye’nin veya dünyanın herhangi bir yerinden Gazze’ye doğru karadan ya da denizden herhangi bir hareketlilik olduğunda bizler öğreniyoruz ki işgalci israil, dünyayı manipüle etmek için normal zaman diliminde 50 ila 100 konteyner içeri alıyorsa, bu zaman diliminde bir hafta, on gün içerisinde bunu iki katına, üç katına çıkarıyor. Şimdi, bizlerin oradayken maruz kaldığı bu müdahaleler; elbette Gazze’deki kardeşlerimizin, israilin kurulduğundan beri maruz kaldığı muamelelerin yanında esamesi okunmayacak seviyededir. Ama şayet bizler yola çıktığımızdan dolayı kardeşlerimize 50 konteyner, 100 konteyner daha fazla yardım girecekse, feda olsun." dedi.
"Hayır, ben işgal edilmiş Filistin topraklarına gelirken Akdeniz’in ortasında kaçırıldım"
Son olarak Üstün, "Bu müdahaleler neticesinde askerlerden polislere, polislerden gardiyanlara sürekli elden ele farklı müdahalelere maruz kaldık. En sonunda bizleri, plastik kelepçelerin sökülüp çelik kelepçelerin ellerimize ve ayaklarımıza bağlandığı yere götürdüler. Gardiyan bana şunu ifade etti: 'israile hoş geldin.' Ben de dedim ki: 'Hayır, ben işgal edilmiş Filistin topraklarına gelirken Akdeniz’in ortasında kaçırıldım.
İradem dışında buraya getirildim. Ben Gazze’ye geldim.' Bana dedi ki: 'Sen Gazze’ye mi geldin?' 'Evet.' dedim. Aynen şu cümleyi kullandı. Beni Şehit Yahya Sinvar’ın yanına göndermekle tehdit ediyor. Bunu söylediğinde yüzümde sadece bir tebessüm ve dilimde elhamdülillah oldu. İşgalci katil israil bünyesinde bulunan bir mahlukun dilinde, bu misyonda bulunan bir Müslümanın Yahya Sinvar ile aynı kare içerisinde zihninde ve dilinde bir yer tutması, bizim için bu misyonun ne anlam ifade ettiğini zannediyorum ortaya koyuyordur. Selam ve muhabbetlerimi iletiyorum. Allah’a emanet olun." diye konuştu.

"Sahayı ve mücadeleyi daha fazla sahiplenmeliyiz"
Aktivistlerden Metehan Sarı, şunları söyledi: "Daha öncesindeki geçmiş misyonda elhamdülillah işgalci hastanelerine kadar gidip dönmek nasip oldu. Bu filoda yolda rahatsızlığım dolayısıyla geri indim ve kriz masasından süreci devam ettirdik. Ben kısaca bir anekdot anlatıp direkt arkadaşlara teslim edeyim inşallah mikrofonu. Abiler kriz masasında gördüğümüz bir gerçeklik vardı. Ben şahsım adına, hepimiz adına, arkadaşlarımızdan ve Gazze'den özür diliyorum. Çünkü şundan dolayı; bizler yeteri kadar mevzuyu sahiplenemiyoruz. Bizler yeteri kadar sahayı dolduramıyoruz ve mücadelemizi hep eksik bırakıyoruz. Sirius gemisi vardı, gemilerden biri. Gemimize askeri gemiyle çarptıkları zaman tamamen iletişimimiz koptu. Dedik tamam dünya ayağa kalkar, en azından oradaki arkadaşlarımız adına ya da Gazze adına bir şey yapabiliriz. Ama gördüğümüz bir gerçeklik vardı, işte meydanda bir avuç insan vardı, bunların içerisinde sizler ve işte onunla keza sosyal medyada paylaşımlardı.
Bizlerin birçok alanı doldurması lazım, özellikle sosyal medya ve medya alanında bulunmamız lazım ki daha güçlü ve daha başarılı işlere adım atabilelim. Çünkü sadece abluka bize Gazze tarafında uygulanmıyor. Gördünüz Yunanistan'da Akdeniz'in ortasında haydutça, korsanca bir müdahaleyle ilk ekibimiz tamamen tutuklanmıştı, 178 kişiyi tekrardan Türkiye'ye aldık. Ama buradaki süreçte de gördüğümüz bir gerçeklik var; bizler Akdeniz'in tamamen abluka altında olduğunu bilmemiz gerekiyor ve mücadelemizi sonuna kadar sürdürmemiz lazım. Konuyla alakalı benim diyebileceğim olaylar bu kadar, olayları yaşayan, süreci yaşayan arkadaşlarımız daha detaylı bilgi verirler inşallah. Allah'a emanet olun."

"Akdeniz kıyısı olan ülkeler için israil ciddi anlamda bir devlet sorunu, milli güvenlik sorunu"
Sumud aktivistlerinden Tunç Yılmaz, "Şimdi Sumud Filosu ile ilgili, ben hep bunu söyledim, Sumud en azından Gazze'deki ve dünyadaki bir mazlum insanlar için Sumud demek umut demek dedim. Bu filonun kimin nereden baktığı ile ilgili birçok sonuç çıkartabiliriz. Bunun bireysel tarafından bakabilirsiniz, ulusal tarafından bakabilirsiniz bir de uluslararası taraftan bakabilirsiniz. Herkesin gördüğü başka şeyler vardır. Burada benim birçok gördüğüm şey var ama uluslararası özellikle Akdeniz kıyısı olan ülkeler için israil ciddi anlamda bir devlet sorunu, milli güvenlik sorunu. Bunu umarım görürler. Yoksa herkesin kendince burada hikayeleri var, inanılmaz şeyler yaşanıldı.
Ben kendi adıma bunu böyle yaşadık şöyle yaşadık demeyi zül görürüm çünkü bizim yaşadıklarımız oradaki mazlum insanların yaşadıklarının katresi bile değil, katresi bile değil. Biz görevimizi yapmaya çalıştık sadece. Rabbim bu kadarını nasip eyledi, nasibimiz neyse o kadarını yaşadık. Ben çok fazla da sözü uzatmak istemiyorum. Bunu daha çok sahiplenmemiz gerektiğini ve oradaki insanlara bir şekilde ulaşmanın gerekliliğini şart olduğunu düşünüyorum ben. Teşekkür ediyorum, Allah razı olsun." şeklinde belirtti.

"Beni tutup aşağı bastıran israil askerlerinin, şerefsizlerinin ellerinin titrediğini ben hissettim"
Sumud Filosu'na Ankara'dan katıldığını belirten aktivistlerden Hüseyin Talha Yaman, "Hepiniz buraya geldiğiniz için hepinize tek tek teşekkür ediyorum, Allah razı olsun. Hepinizin duasını gerçekten orada çok, ben şahsım adına çok hissettim. Gördüğümüz işkenceleri anlatmak istemiyorum ama günlerce susuz ve aç kaldık. Allah bizi tok tuttu, Allah bizi orada diri tuttu. Beni köpekler gibi aşağı bastıran israil askerlerinin, şerefsizlerinin ellerinin titrediğini ben hissettim. Bizden korkuyorlardı. Allah-u Teâlâ, bizlik hiçbir şey yok, yani tamamen orada Allah bizi onlara nasıl gösterdi bilmiyorum ama biz çok dirayetliydik. Burada oraya katılan bütün arkadaşlarım da çok dirayetliydi, hiç kimse psikolojisini düşürmedi aşağıya. Eminim onlar bizim yerimizde olsa, esir düşseler hüngür hüngür ağlayıp yalvarıp yakarıp özgür bırakılmalarını isteyeceklerine eminim. Ama bizden hiçbir arkadaşımız ne ağladı ne bir talepte bulundu. Bu çok iyi bir şeydi, bir motivasyondu bizim için." dedi.
Konuşmasının devamında Yaman, "O şerefsizlerin hakikaten şakası yok. Ciddi organize olmuşlar ve buraya doğru da geliyorlar. Benim tek bir mesajım var o da şu; biz bu ülkemizde artık sağı, solu, işte öteki beriki bırakıp hepimiz birleşip bu ülkeyi ne kadar kalkındırabiliriz, bu ülke için bu devletimize ne kadar sahip çıkabiliriz, devletimizi başımızın üstüne koyup onların üstesinden gelmemiz gerekiyor. Çünkü onlar ahmakça bir hazırlık içerisindeler, hem korkuyorlar hem de birlikte oldukları için cesaretleniyorlar. Onların da her zaman yaptığı şey şu; insanları ayrıştırıp aralarında soğukluk sokup ondan sonra da o ülkeyi işgale geliyorlar. Bizim buna izin vermememiz gerekiyor.
Bundan sonraki gündemimizin, bacılarımızın, annelerimizin, eşlerimizin, çocuklarımızın bundan sonraki gündemde artık böyle tatiller, refah, huzur içerisinde değil de savaşa hazırlanır gibi, bu psikolojiyle hepimizin kalplerini, imanını çek edip bu günlere hazırlanmamız gerektiğini düşünüyorum. Allah'a emanet olun diyorum." şeklinde belirtti.

"Esfel-i safilinden bile daha beter olan mahluklar 8 yaşındaki bir Filistinli çocuğa nasıl davranıyordur?"
Aktivistlerden İhsan Yıldız, "Anlatacak çok şey var belki ama, evet zulümler gördük, tacizler gördük, darp edildik, elektrik verdiler, zor zamanlardan geçtik. Fakat bunları yaşadıkça benim aklıma gelen hep şuydu; bize bunları yapan insan olmayan, esfel-i safilinden bile daha beter olan insanlar, mahluklar 8 yaşındaki bir Filistinli çocuğa nasıl davranıyordur? Şu an idam edilmek üzere olan Filistinli kardeşlerimize nasıl davranıyordur? Bunu anlamaya çalıştık aslında orada güneşin altında ya da konteyner da soğukta beklerken bunu anlamaya çalıştık.
Ve gördüğüm manzara şu benim; gerçekten Allah o kardeşlerimize çok büyük bir iman vermiş, Filistinli kardeşlerimize, çok büyük bir izzet vermiş ve onlar şu anda 2 milyon kişiden yaklaşık 1.3 milyona düştüler, yaklaşık 700 bin şehidimiz var Allahualem. 1.3 milyon kişi İslam'ın, ümmetin izzetini ve onurunu taşıyorlar. Başlarını yere eğmiyorlar. Bu da geri kalan ümmetin ayıbı olsun. Kendimizi burada değerlendirmemiz gerekiyor." dedi.
"israil ancak güçten anlayacak, insanca davranmanın hiçbir anlamı, önemi, ehemmiyeti yok"
"Karşımızdaki mahluklar gerçekten insan değiller." diyen Yıldız, şunları söyledi: "Hani Allahuteala'nın kitabında bahsettiği lanetli kavim nasıl olunur, gerçekten bunu gördük. Korkaklar. Hani Hazreti Musa'ya diyorlardı ya 'Rabbinle beraber gidin savaşın' diye, gerçekten öyle korkak insanlar. Ve kendilerinden başka hiç kimseyi sevmiyorlar. Millet fark etmiyor; Alman olsun, Amerikalı olsun, İngiliz olsun, Macar olsun, Polonyalı olsun hiç kimseyi sevmiyorlar, nefret ediyorlar. Ama şunu söylemem gerekiyor ki bizleri daha çok sevmiyorlar. Çünkü her ellerine bizi geçirdiklerinde sürekli nereli olduğumuzu sordular ve Türk olduğumuzu söylediğimizde, Turkish ağ deyip yumruk yedik. Sonra Sayın Cumhurbaşkanına söverekten yumruk attılar, defalarca. Ve gurur duydum. Demek ki gerçekten bunların bizimle de bir acısı var. Demek ki Allah'ın izniyle bunlara darbeyi de yumruğu da biz atacağız inşallah. Ve şunu gördüm misyonda; gerçekten Sumud Filosu, katılımcılarıyla beraber gerçekten özverili bir filo. Hani, hani biz imanımız gereği Filistinli kardeşlerimiz için, din kardeşlerimiz için, insanlar için bir şeyler yapmaya çalışıyoruz ama İrlanda Cumhurbaşkanının kız kardeşi geldi doktorluk yapıyordu orada başımızda. Hani gerçekten insanlık için bir araya gelmiş milletler ve böyle oluşumları bulmak gerçekten zor.
Çok güzel bir oluşum, çok özverili bir oluşum fakat ben şunu gördüm; bizim bazı eksikliklerimiz olmuş ve bu eksikliklerden en büyüğü de biz Mavi Marmara'ya sahip çıkamamışız. Sürekli bizi Mavi Marmara'dan dem vurdular; 'Bakın siz gittiniz, insanlar öldü.' Biz Mavi Marmara'ya sahip çıkmamışız, onlar çok güzel sahip çıkmışlar ve bunu da sürekli bize vurdular. Ve ben şunu gördüm; evet Sumud çok güzel bir oluşum ama bize Mavi Marmara 2'ler lazım, 3'ler lazım, 5'ler lazım, 10'lar lazım. Bize şehitler ve şahitler lazım. israil ancak güçten anlayacak, insanca davranmanın hiçbir anlamı, önemi, ehemmiyeti yok. Bizim gerçekten onlara demirden bir yumruk indirmemiz gerekiyor."
"israil mahkemelerinde Türkçe konuşan kişilerle karşılaştık"
Son olarak Yıldız, "Son bir şey söyleyeceğim; gerçekten israil ordusu içerisinde çok güzel Türkçe konuşan, israil adil olmayan mahkemelerinde telefonlardan bizi Türkçe yargılayan kişilerle konuştuk, kişiler duyduk. Burada da devletimize çok büyük bir sorumluluk düşüyor. Gerçekten bu çifte vatandaşları ve özellikle son dönemde israilde olanları devletimizin elemesi gerekiyor, vatandaşlıktan çıkarması gerekiyor. Şöyle bir şey geçti başımdan; gecenin saat 2'sinde israil mahkemesinde avukatsız bir şekilde, dil bilmeden, İbranice bilmeden yargılanırken oraya Türkçe bilen birini bağladılar ve bizim hakkımızda şöyle bir ifade kullandı.
Biz üç kişiydik, üç Türk (sözde) yargılanıyorduk. Dedi ki: 'Sizin gibi Türk kardeşlerimi yargıladığım için utanıyorum. Size yazıklar olsun. Siz çok kötü gaza geldiniz, biz zaten insani yardım ulaştırıyorduk, sizi gaza getirdiler' tarzında ifadeler kullanıldı yüzümüze doğru. Ama inşallah o mahlukun numarasını gören arkadaşımız olmuş, inşallah gerekeni de yapacağız. Hepinize teşekkür ediyorum, Allah'a emanet olun." dedi.

"Global Sumud Filosu 2026 Bahar Misyonu'nun deniz misyonu kısmını engellemelerle tamamladık"
Asma Köprü Uluslararası Öğrenci Derneği Yönetim Kurulu Üyesi ve Sumud aktivistlerinden Zeynel Abidin Özkan, "Global Sumud Filosu 2026 Bahar Misyonu'nun deniz misyonu kısmını engellemelerle tamamladık. Ama bugün hala Libya'da kara konvoyumuz direnmeye devam ediyor. Karadan ablukayı kırmak için ambulanslarımızla, konteynerlarımızla, insani yardım yüklerimizle ve 30'dan fazla ülkeden 400'e yakın aktivistlerimizle Libya'da kuşatma altında bir bölgede mücadelelerini sürdürüyorlar ve orada Hafter güçlerinin engelini aşıp Mısır'ın sınır kapısına, oradan da Refah Sınır Kapısı'na ulaşmak için yolculuklarını sürdürüyorlar. Buradan misyonumuzun kara konvoyu kısmını sürdüren tüm vicdan sahibi kardeşlerimizi selamlıyorum." ifadelerine yer verdi.
"Gemilerimizin sayısını yüzlerce tekne demiştik, bu misyona katılmak üzere 106 tekne hazırladık"
Konuşmasının devamında Özkan, şunları söyledi: "Global Sumud Misyonu 2026 sürecinde Türkiye'de oluşturulmuş delegasyonun yönetimde bir üyesiydik. 12 arkadaşla birlikte bu sürecin hazırlığını yürüttük. Bu misyon 14 Nisan'da yolculuğuna başladı. Yani 11 Nisan'da İspanya'da duyurusu yapılan, hava muhalefeti dolayısıyla 14 Nisan'da yola çıkan bir misyondu ve bu misyonda bizim aslında cezaevi arkadaşlarımız, burada Nevzat Öylek Başkanımdı, Abdüllatif Faslı Hocamdı doktor. Bugün aldıkları yaralar dolayısıyla İstanbul'da tedavi olan Abdülhamit Yağmurcu Hocamdı, yine aynı Ankara Filistin Dayanışma Platformu'nun üyesi ve yine aldığı yaralar dolayısıyla bugün Türkiye'nin en büyük sendikalarından biri olan Hak-İş Genel Başkanı Mahmut Arslan Başkanım tedavisi dolayısıyla Ankara'da aramıza katılamadı. Yine yardımcıları Fatma Hanım gibi Ankara'dan aslında birçok kardeşimizin bu sürecin parçası olduğu; ama bununla birlikte kurumlarımızın da bu sürecin genelinin yükünü çekmekte her türlü riski göze alıp İHH'mızın, Memur-Sen'in, Hak-İş'in bu sürecin finans kısmında yüklenilmesi gereken her aşamasında kendi kurumlarını bu sürece hizmetkar ettikleri bir süreçten geçerek bu zorlu süreci hazırladık.
Hedefimizde karadan ve denizden, yüzlerce tekne binlerce aktivistle denizden, yine aynı şekilde binlerce aktivistle de karadan ablukayı kırmak vardı. Biz buna inancımızla, irademizle sürece başladık. Gemilerimizin sayısını yüzlerce tekne demiştik, bu misyona katılmak üzere 106 tekne hazırladık. Yine aynı şekilde bu misyona katılmak üzere karadan bin 700 başvuru aldık. Bu başvuruların tamamı Tunus'ta, Cezayir'de, Moritanya'da, Fas'ta yola çıkacak ve bizimle birlikte eş zamanlı bir şekilde karadan ve denizden ablukayı kıracaklardı."

Gazze unutulurken başlayan misyonun zorluğuna dikkat çekti
Özkan, "Sürecin en zor zamanlarında bu işe besmele çektik. Çünkü bir önceki Sumud Misyonu'nda Gazze'de saldırılar devam ediyordu ve Gazze'de saldırılar devam ederken Gazze'ye yönelik sivil bir eylem yapmak her birimiz için çok daha kolay bir ortamdı. Ama ateşkes sonrasında bugün unuttuğumuz Gazze için bir şeyler yapabilmek her birimiz için zor bir işti ve bununla yüzleştik de. Ama Allah'a hamdolsun, özellikle Türkiye başta olmak üzere Müslüman coğrafyaların neferleri ve vicdan sahibi ülkelerin direnişçi topluluklarıyla bir araya geldiğimizde besmelesini çektiğimiz işin, biadını verdiğimiz halini Allah'ın izniyle biz üzerimize düşen haliyle tamamladık. Yani seferimizi zafere ulaştırma noktasındaki takdiri Allah'a bırakmıştık; ama seferimizde ne söz vermişsek biz üzerimize düşeni yapmak için bir çaba ve gayret sarf ettik ve bu yolda Allah yaptığımız işleri bereketlendirdi ve biz söylediğimiz hiçbir sözün esiri olmadık. Ama her türlü engellemeyle karşılaştık, onu da buradan ifade etmemiz gerekiyor." şeklinde konuştu.
"Girit'e gelmeden gemilerimiz, Gazze'ye 660 mil mesafede israil askerlerinin saldırısına uğradı"
Özkan, "Biz İspanya'dan gemileri yola çıkarttığımızda doktorlarımın doktorlarımızın gemisi olacak, dünyanın her ülkesinden doktorlar bu gemiye binecek ve Gazze'deki sağlık sorununa dikkat çekmek için Gazze sahillerinde hasta bakacak demiştik. Dünyada doktor gemisi yapabilmek için satın alacak gemi bulamadık, aldığımız gemileri satın almamıza müsaade etmediler. Yine aynı şekilde sendikalarımızla birlikte eğitimciler için gemi oluşturmak istedik, dünyanın her ülkesinden eğitimciler, akademisyenler bu gemilere binecekti. Bu gemileri bulduğumuzda bu gemileri bize satmaya kimse yanaşmadı. Eko-inşaatçılar için konteynerlar yükleyeceğimiz gemiler, orada inşasına Gazze'nin yeniden imarına dikkat çekeceğimiz gemiler aynı şekilde engellendi. Ama bununla birlikte Sumud iradesinden vazgeçmedi, 50'ye yakın teknesiyle İspanya'dan yola çıktığında dünyanın gündemi yine Sumud'a yöneldi, Gazze'den yöneldi ve Filistin'e yöneldi. İtalya'ya geldiğimizde bu gemilerimizin sayısı; Fransa'dan çıkan gemiler, İspanya'dan çıkan gemiler ve İtalya'dan çıkan gemilerle 70'den fazla tekneye ulaşmıştı ve burada israilin müdahaleleri başladı.
Fransa'dan çıkan gemilerimiz geri döndü ve İspanya'dan çıkan gemilerimiz 60'a yakın bir sayı İtalya'dan çıkan gemilerimiz 60'a yakın bir sayıyla devam etti ve dünya tarihinde ilk defa israil bizim bu filomuzun büyüdüğünde olası müdahalenin zor olduğunu gördüğünde Avrupa'nın sularını işgal etti. Girit'e gelmeden gemilerimiz, Gazze'ye 660 mil mesafede Nevzat Başkanımın da içinde bulunduğu, Abdüllatif Başkanımın içinde bulunduğu gemilerimiz israil askerlerinin saldırısına uğradı, Yunanistan sahilinin arama kurtarma sınırları içinde. Bizim Girit'e mesafemiz, takip ediyorduk o dönem kriz masasındaydık, 57 mildi. Yunanistan'ın arama kurtarma mesafesi 60 mildi. Yani Yunanistan'ın müdahale etmesi gereken yerde arama kurtarma çağrısı yaptığında arkadaşlarımız, Yunanistan çağrılara gözünü kapattı. israil geldi 22 teknemizdeki aktivistlerden 181'ini denizde oluşturmuş olduğu gemi hapishanelerine hapsetti ve filonun gücünü kırmak istedi. Bu 181 kişinin bir kısmını Yunanistan'ın bıraktı, bir kısmını sorgulanmak ve mahkeme edilmek üzere ülkesine kaçırdı. Dünya bunu izledi." diye konuştu.

"Türk kara sularını çıktığımızda Akdeniz sularının da israilin işgali altında olduğunu görmüş olduk"
Özkan, "Sonrasında filonun korkup geri dönmesi gerekiyordu. Gücünü toparladı ve ilmek ilmek baştan beri işlediğimiz ve her birinizin huzurunda aylardır limanda hazırlığını yapan bu kardeşlerimize hassaten teşekkür ettiğimiz Marmaris'teki gemilerimizin yanına geldiler ve orada filomuzu yeniden 60'lı rakamlara yakın teknelere ulaştırdık ve yeniden besmele çekip yolumuza devam ettik. Sonrasında şunu gördük; biz Türk kara sularını çıktığımızda Akdeniz sularının da israilin işgali altında olduğunu görmüş olduk. 50'ye yakın ülkenin 400'den fazla katılımcısını 270 mil mesafede ve gündüz, yani sabahında başlayan ve 24 saatinin canlı yayınlandığı bir ortamda 48 saat boyunca o gemilerde kaldığımız hapishanelere aldılar ve her bir gemimize teker teker müdahale ettiler." dedi.
"Amerika pasaportunun da, Türkiye’nin pasaportunun da bir kıymeti yoktu"
Amerika pasaportu veya başka pasaportların işgalciler için hiçbir önemi olmadığını belirten Özkan, "Burada birçok kurumumuz insan hakları alanında çalışıyor ve insan hakları alanında tarihte Gazzelerin neler yaşadığını çok net bir şekilde fotoğraflayıp ortaya koyabilecek, sadece insani yardım yüküyle gitmiş bu topluluğa; bürokratından siyasetçisine, yazarından sinema sanatçısına, sosyal medya fenomeninden sivil toplum kuruluşu temsilcisine, doktorundan avukatına böyle karma bir topluluğa gelip askeri bir operasyonla aşağılık birer insan gibi müdahale ettiler. Hiçbirini ayırt etmediler. Amerikalının pasaportunun da bir kıymeti yoktu, hiç kusura bakmayalım Türkiye'nin de pasaportunun da bir kıymeti yoktu. Tüm ülkeleri eş değer bir şekilde malum kötülük israilin insanları geldi ve aşağıladı, gözaltına aldı, gemilerine el koydu, gemilerde darp etti, elektroşok cihazları verdi. Döndüğümüzde 60'a yakın yaralımız vardı; kolu kırılmış, kaburgası kırılmış, plastik mermiyle yaralanmış, aynı şekilde darp edilmiş, şiddet görmüş 60 yaralıyla geri döndük." şeklinde belirti.

"Ya bunu kabul edeceğiz ya buna karşı direnmeye devam edeceğiz"
Konuşmasının devamında Özkan, şunları aktardı: "Bu müdahale 48 saat boyunca sürdü. Bizler sivil insanlar olarak yapabileceğimiz şeyin en son noktasını zorluyoruz. Çünkü şu anda Gazze'de devam eden bu katliamı ve israilin mutlak kötülüğünü durduracak bir sistem dünya genelinde üretilemedi maalesef. Biz buna sessiz kaldığımız sürece, 20 yıldır devam eden abluka büyüyerek devam edecek ve bizler dünyada köle insanlar olarak yaşamaya devam edeceğiz. Ya bunu kabul edeceğiz ya buna karşı direnmeye devam edeceğiz. Biz bu filoların birincisini, ikincisini, üçüncüsünü çıkartmadık; 20. filoyla yoldaydık. Global Sumud Filosu bugüne kadar deniz misyonuyla Gazze ablukasını kırmak için yola çıkmış 20. filo ve 7 Ekim sonrasında ancak bu kadar gündem olabildi. Ya Mavi Marmara'daki gibi şehit vermemiz gerekiyordu ya da Gazze'de yüz binlerce kişinin ölmesi gerekiyordu."
"Bu filolar, Gazze ablukasını kırmak için yola çıkıyor ama şu an dünyanın özgürleşmesi için bir mücadele veriyor"
Özkan, "Dünyanın insanlarını özgürleştirecek bu filolar, aslında Gazze ablukasını kırmak için yola çıkıyor ama şu an dünyanın özgürleşmesi için bir mücadele veriyor, bunu fark etmemiz gerekiyor. Doğru, ablukayı kıramıyoruz, engellenip geri dönüyoruz. Doğru, kara konvoyumuz şu an bir haftadır Libya'da bir bölgede hapsedilmiş durumda ve adım atamıyorlar ve belki de bugün yarın misyonu sonlandırıp geri dönmek zorunda kalacaklar. Ama dünyanın kimin işgali altında olduğunu ve siyonizmin ne demek olduğunu dünyaya öğreteceğimiz ve buna karşı anti-siyonist, anti-emperyalist bir neslin nasıl yetişeceğini de göstereceğimiz bir zemini hep birlikte hazırlamamız gerekiyor. Yoksa dünya bu şekilde yaşanabilir bir dünya olmaktan çok uzak hale dönecek ve çok daha kötü günler bizleri bekleyecek." dedi.

"israili alt etmenin tek yolu sivil insanların ayağa kalkmasıdır"
Gazze'de yaşanan insanlık dışı soykırımla ilgili Özkan, "Bizlere bir ayını tamamlamamış binlerce çocuğun şehit edilişini izlettiler. Bizlere 16 bin çocuğun öldürülüşünü izlettiler ve bunların hepsini canlı yayında yaptılar ve dünya bunları unutabilecek bir zemine döndü. Bugün Gazze gündemini oluşturabilmek için her bir kurumumuz, burada bir çoğumuz sivil toplum kuruluşu temsilcisi, canla başla çalışıyor ki Gazze'ye insani yardım gönderebilelim. 10 Ekim'de ateşkes ilan edildi, 2 bin 400 sefer ihlal edildi. Tekrardan filo çıkaracağız dediğimizde bizim arkadaşlarımız bile filo çıkarma iradesinin gerekliliğini kendi içinde sorgulamaya başladılar. Ama bugün bakıyoruz ki biz 100 gemiyle değil 500 gemiyle gitsek yeridir, bin gemiyle gitsek yeridir, 3 bin gemiyle gitsek yeridir. Çünkü israili alt etmenin tek yolu sivil insanların ayağa kalkması ve sadece Türkiye'de değil, dünya genelinde ayağa kalkması ve israilin sadece Gazze ablukasını değil dünya genelinden ortadan kaldırılacak yöntemi, usulü üretecek çözümü bizlerin bulması gerekiyor." ifadelerine yer verdi.
"Biz beceremezsek onlar israili haritadan silecekler inşallah"
Konuşmasının devamında Özkan, "Biz teşekkür edilecek çok şeyle döndük. 50 ülkenin insanı vardı, yine her zaman olduğu gibi biz Türkiye'nin uçaklarını orada gördüğümüzde rahatladık. Sadece biz rahatlamadık, pasaportu kim olursa olsun o uçakları gördüğünde herkesin kalbine bir ferahlık gelmişti. Çünkü kendi ülkelerinin insanları onları karşıladığında başlarına ne geleceğini bilmiyorlardı. İsveçli geri döndüğünde cezaevine mi girecek, Alman geri döndüğünde hapis mi edilecek ya da geri döndüğünde bu yolculuğun faturası onlara mi kesilecek bilmiyorlardı. Çünkü bir önceki yolculuklarında bunların hepsiyle yüzleşmişlerdi. Ama şöyle bir toplulukla da yol yürüyoruz; Müslüman değiller, Hristiyanlar, Yahudiler, ateistler ama hepsi anti-siyonist ve mücadelenin bir parçası ve bu mücadelede yılmadan devam ediyorlar.
Daha dün akşam hapishanede 79 yaşında bir yazarla bir aradaydık ve 20 yıldır bu mücadelenin bir parçası. Yine sabahında 86 yaşında Ann Wright'la beraberdik, 20 yıldır bu mücadelenin bir parçası ve bunlar Müslüman değiller. Dünyanın vicdan sahibi insanlarıyla dünyayı daha yaşanabilir bir hale getireceğiz. Bizler belki bunu yenilgi olarak görüyoruz ama bunun oluşturmuş olduğu bereketleri bugün hissedemeyeceğiz. Yarın bu bereketlerle yüzleştiğimizde bugün burada bu basit çabalarla yaptığımız şeyin bizlere neler kazandırmış olduğunu da hep birlikte biz görececeğiz. Çünkü israilin yıkılışını biz kendimiz görmek istiyoruz. İnşallah biz yaşarken göreceğiz ama biz göremezsek bıraktığımız nesiller israili haritadan silecek. Çünkü biz siyonizmin ne demek olduğunu büyüklerimizden öğrendik, bu kurumları oluşturduk, mücadelenin içine girdik ve ne demek olduğunu çocuklarımıza öğreteceğiz. Biz beceremezsek onlar israili haritadan silecekler inşallah." ifadelerine yer verdi.

"Allah bu yolda her birimize güç, kuvvet, dirayet versin"
Son olarak Özkan, "Şu an Gazze ablukasını kırmak için yaptığımız bu mücadele, tekraren ve tekraren söylüyoruz, aslında Doğu Türkistan için de yaptığımız bir mücadele, Sudan için de yaptığımız bir mücadele, Yemen için de yaptığımız bir mücadele ve dünyanın mazlum ve korunmaya muhtaç, dini, dili, ırkı fark etmeyen tüm toplulukları için yaptığımız bir mücadele. Bu uğurda aslında ödediğimiz bir bedel yok, çünkü bedeli sahada ayakta duran, direnen, canını, kanını, malını veren mücahitler ödüyor. Bizler sadece onların talepleri doğrultusunda onların yoluna hizmetkar olarak bu süreçte ahirette hesabımızı hafifletebiliyorsak ne ala. Allah bu yolda her birimize güç, kuvvet, dirayet versin. Bugün burada aslında bir şekilde engellendiğimiz ve sonlandırdığımız filomuzu, yeniden çok daha büyük fikirlerle, gerekiyorsa yine denizden, gerekiyorsa yine karadan, gerekiyorsa yine yaya olarak ve israilin her tarafını saracak şekilde sayımız binler değil on binler ve milyonlar olarak büyütüp o coğrafyayı yeniden İslam coğrafyası haline dönüştüreceğimiz günleri bizlere nasip etsin. Allah razı olsun, Allah'a emanet olun." dedi.
Konuşmaların ardından program soru cevap faslıyla devam etti. Sumud aktivistlerden Dünya İslam Sağlık Birliği Başkan Yardımcısı Dr. Abdüllatif Faslı da sorulan sorular üzerine söz alıp cevap verdi.
Son olarak ANFİDAP Dönem Sözcüsü Prof. Dr. Ahmet Özkan Ünal, kısa bir konuşma yapıp program sona erdi.


Kaynak:İLKHA
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.