Veysi DEMİR

Veysi DEMİR

Asrın Hastalığı: Doyumsuzluk ve Şükürsüzlük!

Asrın Hastalığı: Doyumsuzluk ve Şükürsüzlük!

İmtihan için geldiğimiz şu fani dünyada yaratılış gayesini unutarak dünyada ebedi kalacak, hiç ölmeyecek ve hesap vermeyecekmişiz gibi hareket ediyoruz.

“Ben Cinleri ve insanları ancak bana kulluk (ibadet) etsinler diye yarattım.” (Zariyet: 56) ve “O, hanginizin daha iyi amel işleyeceğini imtihan için hayatı ve ölümü yarattı…” (Mülk: 2) gibi birçok ayet ve hadislerde dünyaya geliş ve yaratılış amacımız bize öğretilmiştir. Görevli geldiğimiz bu imtihan dünyasında ne yapmamız gerektiği ve ne yapmamamız gerektiği bize Peygamberler (A.S.) ve Allah’ın inzal ettiği kitaplar ve suhuflar vasıtasıyla bildirilmiştir.

İman edenler olarak aziz dinimiz İslam’ın emir ve nehiylerini; Kur’an’ı Kerim ve alemlere rahmet olarak gönderilen tek önder ve örneğimiz, iki cihan güneşi Peygamber efendimizin (S.A.V.) sünneti ve uygulamaları ile öğrenme ve yaşama imkanına sahibiz.

Bütün bu gerçeklere rağmen nefis, şeytan ve şeytanın yeryüzündeki temsilcileri, insanları ve hususen müminleri sıratı müstakim yolundan çevirmek, sapkın ve batıl yollara sevk etmek için var güçleriyle savaşıyorlar. Bu bazen akideye yönelik bazen de amele ve yaşantıya yönelik olabiliyor. Günümüzde maalesef insanlarımız ve nesillerimiz dünyaya fazla meylettiklerinden dolayı “dünyevileşme hastalığı”na tutulduk. Dünyevi menfaat ve bunun sonucunda oluşan bireyselleşme adımı her şeyin önüne geçti. Öyle ki, bu hastalık ve saplantı yüzünden zamane insanları ne akide ne amel ne kardeşlik hukuku ne de akrabalık bağları hiçbir şeyi tanımaz ve umursamaz bir hale geldi.

Toplum olarak bu hale tabi ki bir günde gelmedik. Önce dinimizi ve dinimizin şiarlarını kökten elimizden almak istediler, bunu başaramayınca bu defa bizi dinimizden, ibadetimizden, cihad ve mücadele ruhundan uzaklaştırmak için planlarını devreye koydular. “Madem kökten ellerinden alamıyoruz, onları inançlarından uzaklaştırmak için içini boşaltarak ruhundan koparalım ve nesillerini inançlarından soğumuş ruhsuz bir hale getirelim” dediler ve maalesef bunu başardılar. Plan aynen işliyor. Bir taraftan İslam’a ve değerlerimize saldırılar yapılırken, diğer taraftan nesillerimizi İslam’dan uzaklaştırmak için türlü hile ve taktikler deniyorlar.

İngiltere Başbakanı Gladstone 1882 yılında Avâm Kamerasında yaptığı konuşmada, “Bu Kur’an Müslümanların elinde oldukça onlara hükmedemeyiz. Ya bunu ellerinden almalıyız veya onları Kur’an’dan soğutmalıyız.” demişti. Kur’an aramızda kaldı ancak bizi Kuran’ın emir ve hükümlerinden uzaklaştırdılar. “laiklik” diye ucube bir zehir ortaya attılar ve Kur’an’ı hayattan kopardılar. Yıllarca başörtüsü ülkemizde yasaklandı ve bu uğurda nice bedeller ödendi. Sonuçta serbest bırakıldı lakin başörtüsü bilinci ve ruhu kaybedildi. Yasak olan birçok konu günümüzde şeklen serbest bırakıldı ancak İslam’ı yaşama ve yaşatma ruhunu kaybettik.

Bütün bu olumsuzluklara A'râf Suresi 17. Ayetinde belirtilen şeytanın hile ve tuzaklarına karşı yeterince uyanık ve şuur sahibi olmamamız ve nefsimize uymamızın sonucudur.

İslam düşmanları, ahiretin tarlası, Allah’ın rızasını ve ahireti kazanmak için araç olan dünyayı bize sanki asıl yurdumuz gibi amaç haline getirmemizi ve tek amacımızın dünya olması gerektiğini maalesef kabul ettirdiler. Böylece varsa yoksa ticaretimiz, dünyevi çıkarlarımız, kariyerimiz öncelik oldu. Gazze’de çocuklar yanarak veya açlıktan ölüyor, ABD ve terör rejimi Lübnan, Yemen ve İran’da Müslüman kanı akıtıyormuş kimin umurunda? Yeter ki, dünyevi menfaatlerimiz ve “ulusal çıkarlarımız” zarar görmesin.

Toplum olarak bu kadar dünyevileşmenin sonucunda kimse de kanâât, doyma ve şükür diye bir haslet kalmadı. Sürekli daha fazlasını isteyen ve hiçbir şeyden hoşnut ve razı olmayan bir toplum haline dönüştük. Refah seviyesi ne kadar artarsa artsın insanlarımızın bir türlü gözleri doymaz oldu ve hep daha fazlasını istemeyi hedef edindik. Daha fazla, daha fazla demenin sonu yoktur. Bu doyumsuzluk ve şükürsüzlük asrımızın en büyük hastalığı haline geldi. İnsanların gözü hiçbir şekilde doymaz ve yetinmez oldu. Doyumsuzluk, kanââtsizlik ve şükürsüzlük hastalığı sonucunda fert ve toplum olarak psikolojik travma geçirmeye başladık ve maalesef raydan çıktık. Bunun sonucunda İslam toplumlarında hiç yaşanmamış olayların yaşanmasına şahit olduk ve “ne oldu bize?” diye sormaya başladık. İslam’dan uzaklaşmak ve dünyaya meftun olmanın cezasını çekiyoruz. Aç gözlülüğün ve doyumsuzluğun sonunun bir avuç toprak olduğunu unuttuk. Vesselam…

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Veysi DEMİR Arşivi