Ali Demir

Ali Demir

OKULLARDA ŞİDDET: Öğretim Var, Peki Ya Eğitim?

OKULLARDA ŞİDDET: Öğretim Var, Peki Ya Eğitim?

Son zamanlarda okullarda yaşanan silahlı ve bıçaklı saldırılar, ölümler, yaralanmalar ve akran zorbalığı toplum olarak hepimizi endişelendiriyor. Bu olaylar, çocuklarımızın güvenliğini ve eğitim sistemimizin durumunu yeniden düşünmemiz gerektiğini gösteriyor.

Elbette her olayın kendine özgü sebepleri vardır. Ancak çocukların birbirine şiddet uygulamasını, öfkenin kolayca saldırganlığa dönüşmesini ve başkasının hayatını hiçe sayabilmesini yalnızca güvenlik tedbirleriyle açıklayamayız. Aileyi, okulu, sosyal çevreyi, medyayı ve eğitim anlayışımızı birlikte değerlendirmek zorundayız.

Öğretim Başka, Eğitim Başkadır

Bir çocuğa matematik, fen vs öğretmek elbette önemlidir. Fakat ona merhameti, sorumluluğu, sabrı, adaleti ve başkasının hakkına saygı göstermeyi öğretemiyorsak eğitimde önemli bir boşluk bırakıyoruz demektir. Bilgili ama vicdansız, başarılı ama sorumsuz, zeki ama başkasına zarar vermekten çekinmeyen insanlar yetiştirmek, toplumun geleceği açısından ciddi bir tehlikedir.

Çocuğu Şiddete Götüren Ortamı Görmeliyiz

Aile içindeki huzursuzluklar, ekonomik sıkıntılar, ilgisizlik, düzensiz yaşam ve teknoloji bağımlılığı çocukların gelişimini olumsuz etkileyebiliyor. Şiddeti sıradanlaştıran diziler, oyunlar vb de bazı çocuklara saldırganlığı güç, intikamı hak arama, korku salmayı ise saygınlık gibi gösterebiliyor. Elbette her çocuk şiddete yönelmez. Ancak aile ve okul rehberliği zayıfsa risk artabilir.

Akran zorbalığı da hafife alınmamalıdır. Bir çocuğu sürekli aşağılamak, dışlamak, tehdit etmek veya sosyal medyada küçük düşürmek basit bir çocukluk şakası değildir. Öğretmenlerin ve ailelerin “Çocuklar arasında olur böyle şeyler” anlayışını terk etmesi gerekir. Zorbalık karşısında sessiz kalmak, mağdur çocuğu yalnızlaştırırken zorbalık yapan çocuğun davranışını sürdürmesine de zemin hazırlayabilir.

Asıl mesele, kötü davranış ortaya çıktıktan sonra ceza vermekle yetinmemek; o davranışın gelişmesine zemin hazırlayan şartları da ortadan kaldırmaktır.

Maneviyat ve Değerler Eğitimi Yeniden Ele Alınmalı

İnsanı yalnızca sınav başarısı ve meslek sahibi olmak üzerinden değerlendiremeyiz. Çocuğa hayatın anlamını, sorumluluk duygusunu ve ahlaki bir pusulayı kazandırmak zorundayız. Bu noktada maneviyat ve değerler eğitimi büyük önem taşıyor.

Milli Eğitim Bakanlığının Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’nde adalet, saygı ve sorumluluk çatı değerler olarak belirlenmiş; sevgi, dostluk, dürüstlük, yardımseverlik, sabır, merhamet ve aile bütünlüğü gibi değerlere de yer verilmiştir. Ancak asıl mesele, bu değerleri müfredatta sıralamak değil, çocuğun günlük hayatında davranışa dönüştürmektir.

Sevgi ve merhamet, yalnızca güzel sözlerle öğretilmez. Çocuğun zayıf olanı ezmemesi, hayvanlara ve çevreye zarar vermemesi desteklenmelidir.

Dürüstlük ve güven, çocuğun hata yaptığında gerçeği söyleyebilmesiyle gelişir. Doğruyu söylediğinde aşağılanmamalı, başkasının hakkını çiğnediğinde ise sorumluluk üstlenmelidir.

Sabır ve hoşgörü, öfkesini kontrol etmeyi, anlaşmazlıkları konuşarak çözmeyi ve kendisinden farklı düşünenlere saygı duymayı kapsamalıdır. Çocukların hayal kırıklıklarıyla baş etmeyi ve her istediklerinin hemen gerçekleşmeyeceğini öğrenmesi gerekir.

Adalet ise öncelikle okulda yaşatılmalıdır. Öğretmen öğrencilere hakkaniyetli davranmalı, zorbalık yapan herkese müdahale etmeli ve haksızlığa uğrayan çocuğu korumalıdır.

Değerler eğitimi ilkokuldan başlayarak her yaşın gelişim seviyesine uygun biçimde mezuniyete kadar sürdürülmelidir. Belirli ders saatlerine sıkıştırılmamalı; sınıf içi ilişkilerde, sosyal etkinliklerde ve okulun bütün işleyişinde hissedilmelidir.

Öğretmenlik Sadece Ders Anlatmak Değildir

İlkokul dönemi, çocuğun kişiliğinin ve davranış alışkanlıklarının gelişmesinde çok önemlidir. Bu yaşlarda öğretmen, çocuk için yalnızca bilgi veren kişi değil, aynı zamanda örnek alınan bir modeldir.

Bu nedenle ilkokul öğretmenlerinin akademik yeterliliği kadar çocuklarla iletişim kurma becerileri, adalet duyguları, sabırları, merhametleri ve sorumluluk anlayışları da önemsenmelidir. Öğretmen atamalarında çocuk hakları, meslek etiği, sınıf yönetimi, akran zorbalığını fark etme ve çatışma çözme becerileri değerlendirilmelidir. Adayların yalnızca sınav başarısına değil, çocuklarla sağlıklı iletişim kurabilme yeterliliğine de bakılmalıdır.

Bunun için ölçülebilir, şeffaf ve ayrımcılığa yol açmayan mesleki değerlendirmeler geliştirilmelidir. Amaç öğretmenleri keyfi biçimde ahlaki yargılara tabi tutmak değil, çocukların güvenliğini ve gelişimini koruyacak standartlar oluşturmaktır. Öğretmenler de düzenli hizmet içi eğitimlerle desteklenmelidir.

Aile ve Okul Birlikte Sorumluluk Almalı

Çocuğun eğitimi yalnızca okula bırakılamaz. Aile de “Öğretmen halletsin” diyerek sorumluluktan uzak duramaz.

İlkokuldan itibaren düzenli veli eğitimleri yapılmalı; çocukla iletişim, sınır koyma, dijital araçların kullanımı, zorbalık belirtileri ve ahlaki gelişim gibi konular ele alınmalıdır. Okul-aile iş birliği birkaç toplantıdan ibaret kalmamalı, belirli bir programa bağlanmalı, velilerin bu çalışmalara düzenli katılması sağlanmalıdır.

Zorbalık veya şiddet riski görüldüğünde öğretmen, rehberlik servisi ve aile birlikte hareket etmeli; sorun büyümeden müdahale edilmelidir. Çocuğu hemen damgalamak yerine davranışın sebebi araştırılmalı, mağdurun güvenliği sağlanmalı ve gerekli durumlarda uzman desteği alınmalıdır.

Geleceği Sadece Sınav Başarısıyla Kuramayız

Müfredatlar değişebilir, sınav sistemleri yenilenebilir, teknolojik imkanlar artabilir. Fakat insanın ahlaki gelişimi merkeze alınmadığında arzu ettiğimiz toplumu kuramayız.

Çocuklarımızın yalnızca iyi bir üniversite kazanmasını değil, iyi bir insan olmasını da hedeflemeliyiz. Başarılı olmanın yanında merhametli, bilgili olmanın yanında adil, özgür olmanın yanında sorumlu bireyler yetiştirmeliyiz.

Okullardaki şiddetin tek bir sebebi yoktur, çözümü de yalnızca güvenlik önlemlerinden ibaret değildir. Ailede başlayan, okulda devam eden ve toplumun bütün kesimlerini ilgilendiren bir eğitim seferberliğine ihtiyaç vardır.

Çünkü çocuklara yalnızca nasıl geçim sağlayacaklarını değil, nasıl insan olacaklarını da öğretmek zorundayız.

Temennimiz, okullarımızın sadece bilgi öğreten değil; merhametin, adaletin, saygının ve sorumluluğun yaşandığı güvenli eğitim yuvalarına dönüşmesidir. Bunun için ailelere, öğretmenlere, eğitim yöneticilerine ve toplumun bütün kesimlerine görev düşüyor. Çocuklarımızın geleceğini korumak istiyorsak, eğitim ile ahlakı birbirinden ayırmamalıyız.
Vesselam…

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Ali Demir Arşivi