Ali Demir

Ali Demir

Makam Emanettir, Hesap Şarttır

Makam Emanettir, Hesap Şarttır

Fon işlemleri üzerinden gündeme gelen iddialar, iktidar çevresindeki bazı isimleri tartışmanın odağına taşıdı. Soruşturma kapsamında eski Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Fatma Betül Sayan Kaya’nın tutuklanması, tartışmayı daha da büyüttü. Aynı zamanda muhalefet belediyelerine yönelik yolsuzluk soruşturmaları ve tutuklamalar da sürüyor. Bir tarafta fon işlemlerinde usulsüzlük ve önceden bilgi kullanılarak kazanç sağlandığı iddiaları, diğer tarafta belediyelerde ihale, rüşvet ve kamu zararı iddiaları var.

Tutuklama ve soruşturma kararları kesinleşmiş mahkumiyet anlamına gelmez. Fakat sorulması gereken soru açık: Kamu görevi kimde olursa olsun, emanetin hesabı kimden sorulacak?

Yönetim Bir Emanettir

İslam’da devlet yönetimi makam, imtiyaz veya zenginleşme kapısı değildir. Kur’an, “Allah size emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder” buyurur (Nisa,58). Yönetim makamı da bu emanetin içindedir. Yetki, kişisel çıkar için değil, halkın hakkını korumak ve hizmet etmek için verilir.

Resulullah’ın (sav) zekat memuru İbnü’l-Lütbiyye hakkındaki tutumu bunun açık örneğidir. Görevli, topladığı malları teslim ederken bir kısmını “Bana hediye edildi” diye ayırınca Peygamberimiz (sav), görevde olmasaydı bu hediyenin kendisine verilip verilmeyeceğini sorguladı. Çünkü makam sayesinde elde edilen menfaat, kişisel hediye gibi gösterilemez. Görevden doğan çıkar, hediye denilerek meşrulaştırılamaz.

Hz. Ali de beytülmalı yöneticinin veya ailesinin kasası olarak görmedi. Kardeşi Akil’e kamu malından ayrıcalık tanımadığına ilişkin meşhur rivayet, akrabalık ile kamu hakkı arasındaki sınırı hatırlatır. Yakınlık, dostluk veya siyasi aidiyet kimseye kamu kaynaklarında ayrıcalık sağlamaz.

Atayanın da Sorumluluğu Vardır

Kamu görevine getirilen kişiler, kendilerine verilen yetki kadar onları atayanların tercih ve denetim sorumluluğunu da gündeme getirir. Bir yöneticinin atadığı kişinin işlediği iddia edilen her suçtan otomatik olarak hukuken sorumlu tutulması doğru değildir. Ancak liyakat yerine yakınlığı tercih etmişse, uyarılara rağmen denetim görevini yapmamışsa veya usulsüzlükleri örtbas etmişse siyasi ve idari sorumluluktan kaçamaz.

Bu ölçü yalnızca devleti yönetenler için geçerli değildir. Belediye başkanı, vali, kaymakam, kurum yöneticisi veya parti yöneticisi… Yetki kullanan herkes, görevlendirdiği kadroların nasıl çalıştığını takip etmek zorundadır. “Ben yapmadım, benim bilgim dışında” gibi sözler, hesap verme yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz.

İktidar ve Muhalefet İçin Aynı Ölçü

Fon soruşturması, sermaye piyasalarında bilgi suistimali ve haksız kazanç iddialarını gündeme taşıdı. Bu iddiaların tüm yönleriyle araştırılması, siyasi nüfuzun veya kamu görevinin kötüye kullanılıp kullanılmadığının açıklığa kavuşturulması gerekir. İktidar yalnızca soruşturma başlatıldığını söylemekle yetinmemeli, sürecin şeffaf ve bağımsız biçimde yürütülmesini sağlamalıdır.

Diğer tarafta muhalif belediyeler hakkında yürütülen soruşturmalar da aynı ciddiyetle ele alınmalıdır. İhale, rüşvet, usulsüzlük ve kamu zararı iddiaları parti kimliğine bakılmaksızın araştırılmalıdır. Soruşturma açılması suçun kanıtı olmadığı gibi, siyasi saikle yürütüldüğü iddiası da gerçek usulsüzlüklerin üzerini örtmek için kullanılamaz. Her iki durumda da kararın yeri mahkemedir; kamuoyunun hakkı ise açık, tutarlı ve eşit bilgilendirilmedir.

Parti Sadakati Adaletin Önüne Geçmemeli

Ne iktidar kendi kadrolarını korumak için ne muhalefet kendi belediyelerini savunmak için adaleti eğip bükebilir. “Bizim adamımız”, “bizim partimiz” veya “dava için yaptı” sözleri kamu hakkını ortadan kaldırmaz. Kur’an’ın ölçüsü açıktır: “Bir topluluğa olan kininiz sizi adaletsizliğe sevk etmesin. Adil olun; bu, takvaya daha yakındır” (Maide, 8).

Halkın sorumluluğu da burada başlar. Kendi desteklediği yöneticinin yanlışına yanlış diyemeyen bir toplum, denetim görevini yerine getiremez. Yolsuzluğu yalnızca karşı tarafta aramak, adalet değil tarafgirliktir.

Son Söz: Makamın Değil, Emanetin Hesabı

Devletin bütçesi, belediyenin kasası, kamu ihalesi, makam aracı ve görev yetkisi hiçbir yöneticinin şahsi malı değildir. Bunların tamamı milletin hakkıdır. Yönetici zengin olabilir, fakat makamını zenginleşme aracına dönüştüremez. Atadığı kişilerin liyakatini gözetmeli, onları denetlemeli ve yanlış karşısında sessiz kalmamalıdır.

İslam’ın yönetim anlayışı, yöneticinin adil davranmasını ister. Emanet, yakınlara dağıtılacak bir imkan; makam, korunacak bir ayrıcalık değildir. İktidarda olan da belediyeyi yöneten de aynı soruyla yüzleşmelidir: Bu yetkiyi kimin hakkı için kullandın? Çünkü makam geçicidir, kamu hakkı kalıcıdır. Hesap yalnızca sandıkta değil, hukuk önünde ve Allah’ın huzurunda da verilecektir.
Vesselam…

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Ali Demir Arşivi